Biz genç yazar aday adayları, üstatlarımızın eline su bile dökemeyiz. O aşamaya gelebilmemiz için daha çok araştırma yapmamız ve daha çok okumamız gerekmektedir. Bunu yaparken de yazmayı ihmal etmememiz gerekir.
Yazma eylemini gerçekleştirirken çeşitli yayınlarda yazılarımızın olması da bizi bir nevi, yazma konusunda daha da şevklendirecektir. Bu gayretlerimiz neticesinde hiç kimseye bir şeyleri ispatlama gayretinde değildir yazar! Bana göre öyle olmalıdır. Yani bir şey ispatlama derken, kendisini başkasından daha farklı göstermek gibi bir duruma girmemelidir. Bakıyorum bazı yazarlar, söylemleriyle ve bir anlık gafletleriyle; okuyucu ile arasına sını çekebilmektedir.
Yazarlar bir yana bazı tartışmacılar, tartışma anlarında anlamsız sözcükler sarf ederek insanların hepsinin eşit haklara sahip olmasının “eşitsizlik” olduğunu savunacak kadar gülünç duruma düşebiliyoruz.
Tartışma programlarında, o kadar yıl bazı şeyleri aşmış insanlar, her nedense bir anda değişiveriyor ve tartışmanın neden yapıldığını unutarak başka mecralara dalıp gitmektedirler. Bu durum, tartışılan konuda bir sona gelinmediği gibi başka başka konuların meydana çıkmasına sebep olmaktadır. Bu olay, bizlerin daha öğrenecek çok şeyimiz olduğunu özellikle göstermektedir.
İki satır yazdık diye, konuları saptıracak ya da kendimizi olduğumuzdan farklı göstereceksek asla bu işe kalkışmayalım. Çünkü yazarlık, bunu kaldıracak yapıya sahip değildir. Yazarlık, duyguların yoğunlaştığı ve belirli bir üslupla insanlara aktarılmaya aracı olan bir sanattır. Okuyucu ile arasına engeller çekerek, birbirinden kopması için yoktur.
Bütün insanlar çalışması sonunda mutlaka güzel bir eser verecektir. Bu bir hizmet olabilir, bir ürün olabilir ya da bir kitap olabilir. Ama her mesleğin kendisine has ve güzel bir konusu mutlaka vardır. Bir bilgisayarcı, güzel bir yazılım programıyla insanlara yarar sağlayabilir. Bir giyim fabrikası çıkardığı yeni ürünlerle insanların daha rahat olmasını sağlayabilir.
Önemli olan zirveye ulaşmak değil, zirvede devamlı kalmaktır. Yersiz korkularımızı yenerek, yaptığımız işin doğru olduğuna kanaat getirdiğimiz takdirde durmamız kabahattir. Bu aşamada bizleri kıskananlar olabilir, tek bir şey söylemek istiyorum. Emin olun ki, kıskanılacak hiçbir şey yoktur. Aslında o kişi, neye kıskandığını da bilmemektedir.
Eğer yazar adayları, üstatları kıskanarak günlerini geçirselerdi ya da geçirseler, asla yazar olma konusunda adım atamazlar. Çünkü kıskanmak, kontrol edilmediği takdirde bir süre sonra nefrete dönüşecek ve nefretle bakmaya başlayacaksınızdır. Bu ise yapmak istediklerine engel olacak ve çıktığınız yolda geri dönmek zorunda kalacaksınızdır.
Yazarın dünyasında; anlamsız kin, kıskançlık ve nefret olmamalıdır. Bunlar yazarın hedefini görmesine engel teşkil edecektir. Büyük ustaların eserlerini inceleyerek ve bu ustaların eseriyle araştırmalar yaparak, bilgiye daha güzel ulaşmayı denemeliyiz. İlgilendiğimiz konu hakkında en doğru kaynaklara ulaşarak, okuyucumuza bu konuda doyurucu bilgi verebilmemiz için kıskançlık kaprislerinden arınmış bir şekilde yazarlığa bürünmemiz şarttır.
Aynı şekilde oyucular da yazarın bu çalışmasına kıskançlık duygusuyla yaklaştığı takdirde eserden feyizlenemeyeceği açıktır. Bu sebeple duygularımızı doğru yerde ve doğru kullanmak zorundayız.
Belki şimdi üstatlarımızın eline su dökemeyebiliriz ama hiç olmazsa su testisini elimizde taşıyoruz. Su testisini yolunda kırmamak üzere :)
Sağlıcakla ve sevgiyle kalınız…
Yazma eylemini gerçekleştirirken çeşitli yayınlarda yazılarımızın olması da bizi bir nevi, yazma konusunda daha da şevklendirecektir. Bu gayretlerimiz neticesinde hiç kimseye bir şeyleri ispatlama gayretinde değildir yazar! Bana göre öyle olmalıdır. Yani bir şey ispatlama derken, kendisini başkasından daha farklı göstermek gibi bir duruma girmemelidir. Bakıyorum bazı yazarlar, söylemleriyle ve bir anlık gafletleriyle; okuyucu ile arasına sını çekebilmektedir.
Yazarlar bir yana bazı tartışmacılar, tartışma anlarında anlamsız sözcükler sarf ederek insanların hepsinin eşit haklara sahip olmasının “eşitsizlik” olduğunu savunacak kadar gülünç duruma düşebiliyoruz.
Tartışma programlarında, o kadar yıl bazı şeyleri aşmış insanlar, her nedense bir anda değişiveriyor ve tartışmanın neden yapıldığını unutarak başka mecralara dalıp gitmektedirler. Bu durum, tartışılan konuda bir sona gelinmediği gibi başka başka konuların meydana çıkmasına sebep olmaktadır. Bu olay, bizlerin daha öğrenecek çok şeyimiz olduğunu özellikle göstermektedir.
İki satır yazdık diye, konuları saptıracak ya da kendimizi olduğumuzdan farklı göstereceksek asla bu işe kalkışmayalım. Çünkü yazarlık, bunu kaldıracak yapıya sahip değildir. Yazarlık, duyguların yoğunlaştığı ve belirli bir üslupla insanlara aktarılmaya aracı olan bir sanattır. Okuyucu ile arasına engeller çekerek, birbirinden kopması için yoktur.
Bütün insanlar çalışması sonunda mutlaka güzel bir eser verecektir. Bu bir hizmet olabilir, bir ürün olabilir ya da bir kitap olabilir. Ama her mesleğin kendisine has ve güzel bir konusu mutlaka vardır. Bir bilgisayarcı, güzel bir yazılım programıyla insanlara yarar sağlayabilir. Bir giyim fabrikası çıkardığı yeni ürünlerle insanların daha rahat olmasını sağlayabilir.
Önemli olan zirveye ulaşmak değil, zirvede devamlı kalmaktır. Yersiz korkularımızı yenerek, yaptığımız işin doğru olduğuna kanaat getirdiğimiz takdirde durmamız kabahattir. Bu aşamada bizleri kıskananlar olabilir, tek bir şey söylemek istiyorum. Emin olun ki, kıskanılacak hiçbir şey yoktur. Aslında o kişi, neye kıskandığını da bilmemektedir.
Eğer yazar adayları, üstatları kıskanarak günlerini geçirselerdi ya da geçirseler, asla yazar olma konusunda adım atamazlar. Çünkü kıskanmak, kontrol edilmediği takdirde bir süre sonra nefrete dönüşecek ve nefretle bakmaya başlayacaksınızdır. Bu ise yapmak istediklerine engel olacak ve çıktığınız yolda geri dönmek zorunda kalacaksınızdır.
Yazarın dünyasında; anlamsız kin, kıskançlık ve nefret olmamalıdır. Bunlar yazarın hedefini görmesine engel teşkil edecektir. Büyük ustaların eserlerini inceleyerek ve bu ustaların eseriyle araştırmalar yaparak, bilgiye daha güzel ulaşmayı denemeliyiz. İlgilendiğimiz konu hakkında en doğru kaynaklara ulaşarak, okuyucumuza bu konuda doyurucu bilgi verebilmemiz için kıskançlık kaprislerinden arınmış bir şekilde yazarlığa bürünmemiz şarttır.
Aynı şekilde oyucular da yazarın bu çalışmasına kıskançlık duygusuyla yaklaştığı takdirde eserden feyizlenemeyeceği açıktır. Bu sebeple duygularımızı doğru yerde ve doğru kullanmak zorundayız.
Belki şimdi üstatlarımızın eline su dökemeyebiliriz ama hiç olmazsa su testisini elimizde taşıyoruz. Su testisini yolunda kırmamak üzere :)
Sağlıcakla ve sevgiyle kalınız…