26 Mart 2008

Okuyucularıma Önemle Duyurulur – 2

Dün günlüğümde Sinop/Boyabat ilçesinde bir kütüphane için kitap toplama kampanyası başlatmıştık ve bu hala devam etmektedir. Katılımınızı içtenlikle beklerim.

Dünden bugüne neler oldu onları aktarayım. Bunları örnek olması bakımından yazıyorum. Çünkü kitap geleceğimize tutulan bir ışıktır ve birçok kişi de bu ışığı tutmak istiyor.

  • Malatya’da Fidan Kitapevine teşekkür ediyorum. Kendileri hikâye, roman ve dünya klasikleri türünde kitap sözü verdiler.
  • Kütahya’da İbrahim Düvenli İlköğretim Okulundan Ersel ERKMEN’e teşekkür ediyorum. Kendi okullarında kitap toplama kampanyası olması sebebiyle orada bu kampanya için kitap toplayamayacağını ancak 24 ciltlik ansiklopedi gönderebileceğini söyledi.
  • İzmir/Bornova Lisesi Edebiyat öğretmenlerinden Hayri AKPINAR’a teşekkür ediyorum. Okullarının kütüphanecilik kolu ile yürütecekleri çalışmayla kitap toplama kampanyası düzenleyecekler.
  • Ötüken yayınlarına ilgisinden dolayı teşekkür ederim. Kendileri de bu konuda yardımcı olacaklarını dile getirmişlerdir.
  • Değerli iş arkadaşım M. Ali DEMİRKOL’a ilgisinden dolayı teşekkür ederim.
  • Değerli Akis Kitap Yayın Editörü Adem ÖZBAY Beye ilgisinden dolayı teşekkür ederim.

Bütün herkesin buna katılmasını dilerim. Yardım noktasında yayınevlerinden çok fazla birşey beklememiz mümkün değildir. Çünkü onlar yayınlarını satarak yayınevlerini ayakta tutabilmektedirler. Bu sebeple esnafımızın, diğer meslek gruplarındaki insanların bu projeye daha fazla destek olmalarını dilerim.

Bu kişiler/kuruluşlar şimdilik net olarak söz verilen faaliyetler... Ayrıca arkadaşlarımıza ulaştıkça ve diğerleri de etrafındakilere ulaştıkça bu sayının daha da artmasını ümit ediyorum.

İnsanların düşünceleri sınırlanmamalıdır. Her alanda kendimizi geliştirmeli ve ispatlamalıyız. Toplum olarak yanlış yaptığımız bir konuda dini yayınlar üzerindedir. Dini yayınlar manevi dünyamızı aydınlatmak adına önemlidir. Ancak sadece dini yayınları okumak, dünya ile bağlantısını kesmek İslam dinine has bir özellik değildir. Bu ruhaniliktir ki, İslam dininde ruhaniliğe yer yoktur. Geçmişte dini yayınlar dışında kitap okudukları için dayak yediklerini dile getiren insanlar var. Bizim geri kalmamıza sebep olan tek şey, tembelliğimiz ve kuralları kendimize göre uygulamamızdır!

Şundan da mutluluk duyduğumu belirtmek isterim, kime yardımcı olur musunuz diye sorduğumda, hayır demedi. Bundan dolayı da sorduğum herkese yürekten “Evet!” dedikleri için teşekkürlerimi sunuyorum. İnanıyorum ki Boyabat ilçesi, güzel bir kütüphaneye kavuşacaktır.

Cehaleti kırmak için mutlaka eğitim şarttır. Eğitim için de okumak şarttır. Kahvehane köşelerinde kaybedilen vakit ülkemiz ekonomisine ve geleceğimize verilen en büyük zarardır.

Lütfen, etrafınızdaki kişileri de bu kampanyadan bilgilendirip katılımlarını sağlayınız.

İrtibat adresleri için tekrar adresleri ve telefonları yazıyorum. Ayrıca dilerseniz bana da haber verebilir ve neler yapabileceğimizi birlikte organize edebiliriz.

Erol AFŞİN : eafsin@gmail.com

Kitap bağışı için İrtibat:e-posta: sefkat57@hotmail.comTelefon: (Saat 13:00 ila 16:00 arası) 0 368 315 47 170 532 626 06 20
BOYABAT/SİNOP

Not: Kitap göndermek isteyenler e-posta adresiyle ya da telefon numaralarıyla irtibata geçerek adresi alabilirler.

25 Mart 2008

Okuyucularıma Önemle Duyurulur

Değerli okuyucularım, bir yardım derneği bu duyuru konusunda ricada bulundular. Ben de bu tür güzel bir amaca yönelik duyuruyu eklemek istedim.

İnsanlar, kitap okurken düşünceler sınırlanmamalıdır. Geniş ufuklara açılabilmek için hayal dünyamızı ve düşünce dünyamızı genişletmek durumundayız.

Bu güzel kampanyaya tam destek vereceğinizi düşünüyorum. Çünkü burası, "İnsanlara değer verenlerin buluştuğu adres..."tir. Buraya gelen insanların hepsi de insanlara çok değer veriyordur. Bunu göstermenizi diliyorum.

Roman, hikâye, deneme, şiir, tarih, akademik eserlerden bir demet sunmanız dileğiyle...

Şefkat Yağmuru İnsani Yardım Derneğinden!
KİTAP OKUMA SEFERBERLİĞİ


AL GÖTÜR; OKU GETİR

Özellikle çocukların, dolayısıyla da toplumun okuma alışkanlığı kazanması ve bu duyguya yönelmeleri için Boyabat’ta Şefkat Yağmuru İnsani Yardım Derneği gözetimi altında bir kısmı kapalı ve bir kısmı da açık mekanlarda olmak üzere Sokak Kitaplıkları oluşturmaya başlanmıştır.
Uygulamanın amacı: Özellikle ilköğretim öğrencilerinin ve halkımızın baskın kültüre maruz kalmalarından dolayı; bu etkinin biraz olsun kırılabilmesi için okuma alışkanlığı kazanımı ile ilgilidir. Sokaklarda ya da insanların toplu olarak bulunduğu ortamlarda başıboş bir kitaplıktan çocuğun ya da yetişkin birinin kitap, gazete, dergi alması; ilginç gelecek ve dolayısıyla da, okuyan, yazan, düşünen ve üreten bireyler yetişmesine katkı olacaktır.

Çocuk, kitaplıkların herhangi birinden geri getirmek üzere almış olduğu kitabı sahiplenirken; henüz yeni oluşmaya başlamış olan başkalarına ve kendisine karşı sorumluluk ve dürüst olma duygusu gelişimine katkı sağlayacaktır.

Teknoloji ve dolayısıyla da internetle tanıştığı bu ilk çağ döneminde kitapları kullanırken, interneti de kullanacağından; sanal ortamı bilgi amaçlı kullanmasını öğrenme yeteneği gelişecektir.

Kısaca: bu sistemin kısa süre içerisinde hayata geçebilmesi için acil olarak yeni ve hiç kullanılmamış kitaplara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu tür bağışları şu an yöremizden temin etmek zorun da ötesinde, imkansız olarak gözükmektedir! Kitaplar: Edebiyat, Roman, Şiir, Akademik, hikaye vs olabilmektedir.

Kitap bağışı için İrtibat:
e-posta: sefkat57@hotmail.com
Telefon: (Saat 13:00 ila 16:00 arası) 0 368 315 47 17
0 532 626 06 20
BOYABAT/SİNOP

21 Mart 2008

Ne Yapmaya Çalışıyoruz?

Haberlere şöyle bir göz gezdirdim de, her gün bir cinsel haber bulunmakta. Her gün bir tecavüz haberi ya da fuhuş haberi bulunmakta! Ya da saçma sapan hikâyelerle bezenmiş cinayet olayları...

Gün geçtikçe daha da bir çukuruma yuvarlanıyoruz! Buna birçok yerden de destek geliyor. Özellikle görsel medyanın buna katkısı tartışılamaz. Çok büyük bir genç nüfusa sahibiz ve bunu yeterince değerlendirmiyoruz. Ülkeye faydalı bireyler haline geleceklerine, bir numaralı zarar veren bireyler haline getiriyoruz. Bunda toplum olarak hepimizin suçu yok mu?

Siyaset yapmayayım diyorum ancak hayatımızın her yerini siyaset kuşatmış durumdadır. Devlet kendi otoritesini neden bu noktada kullanmıyor? Cezalar caydırıcı olmayınca herkes aklına estiği gibi yapınca, durum daha da kötüye gitmez mi? Suçlunun cezasını çekmediğini gören canı yanmış kişiler, kendi adaletini kendileri sağlamak istemez mi? Bu toplumu anarşiye sürüklemek değil midir? Ciddi sorunlar var bunları analiz edip, ciddi çözümler sunmak gerekir. Yoksa Türkiye bunu kaldıramaz. Ülkemizdeki bu karışıklığı görüp, zayıf noktaları bekleyenler var. Tarih bize bir şey öğretti, bize bizden başka dost yoktur!

Anlamsız tartışmalar üçgeninde bizler uğraşırken yukarıda bahsettiğim düşmanlar da keyifle gülüyorlar. Bu da bizim için tehlikelidir.

Özellikle gençlerimiz neredeyse cinsel objelere takılıp kalmış ve başka bir şey düşünmez hale gelmiştir. Bu da üretkenliği ortadan kaldırmakta ve sağlıklı düşünmeye engel olmaktadır. Toplum için nasıl faydalı olabiliriz, sorularıyla uğraşmayıp anlık zevklerin peşine dalmak, hiçbir toplumu ilerletmeyecektir.

Devletin her mekanizmasının, toplumun geleceği için elinden geleninin yapması gerekir. Sadece bu yetmez! Elinden geleninin en iyisini yapması gerekir!

Bugün Büyükşehirlerde belli bir saatten sonra rahat rahat gezemiyorsak, durup düşünmek gerekmez mi? Birden bire nasıl böyle oldu diye düşünmek gerekmez mi? Hatta üniversite öğrencilerinin, kendi eğitim masraflarını karşılamak uğruna yaptığı yanlışları da duymak bizim için hoş mu dersiniz? Bin bir zorluğa katlanarak, okuması için çaba gösteren aileye bu yapılır mı? Bunu yapan insanlar sadece maddi ve zevki meselelerini düşünerek mi hareket ederler? Daha sonra gözü yaşlı halde bıraktıklarının hesabını nasıl vereceklerini düşünmezler mi? Kendi eğitim masraflarını çıkarabilmek adına bu tür rezilliklere girişenler acaba ellerinden geleni yapmışlar mıdır? Burs imkânlarını ya da daha değişik, insanca yaşayabileceği ve dürüstçe yaşayabileceği bir çözüm bulamamışlar mıdır? Bu konuda herkesin rahatsız olması gerekir bence!

Türlü türlü edepsizliklerin sonunda dünyaya gelen yavrucakların suçu nedir de, onlara kıyarsınız? Biri çocuğun boğazını kesip çöpe atar! Biri yakar! Bunlar insan mıdır? Af ederseniz “hayvan” bile değillerdir! Bunu söylemek insanlara birçok noktada örnek teşkil eden hayvanlara en büyük hakaret olur!

Elimizde olan iradeyi en iyi şekilde kullanmanın yolunu bulmamız gerekir. Asalaklarca yaşamak kimseye yarar getirmez!

Yine bu kişilere ceza verilmemesi, bazı kesimleri de sevindirmekte ve neredeyse bunu meslek haline getirmektedirler. Her neyin mesleğiyse! Ortaokul seviyesindeki bir çocuğun ahlâken bunalımlar yaşaması da kabul edilebilir bir durum değildir.

Dikkat edin! Din dersi olmalı mı, olmamalı mı tartışmaları yapılırken; bir nebze din dersinden bahsedilmesinden rahatsız olanlar, bu konuda neden rahatsız olduklarını rahatlıkla dile getirebilirler mi? Neye inanırsanız inanın ama bir inancınız olsun. Çünkü kaybedecek bir şeyi olmayan insanlardan her türlü kötülüğü görmek pekâlâ mümkündür! İnsanlara dürüst yaşamayı bildiren hiçbir şeyden art niyet beklenemez! Bütün dinlerde bozulmayan bir şey vardır ki, dürüst yaşamayı tavsiye etmeleridir!

Dilerim ne yaptığımızın farkına varır ve kendimize çeki düzen veririz. Yoksa dünya, bu kadar rezilliği bir arada taşıyamaz!

17 Mart 2008

Kınalı Şehidime;

Şehidim, biz daha dünyaya “Merhaba!” dememiştik. Bundan yıllar önce, vatanımızı kurtarmak için cephelere koştunuz… Anayı, babayı, yâri geride bırakarak… Ardına bile bakmadan koştunuz cephelere… Hedef, vatanı kurtarmaktı.

Milyonlarca yürek, bu yolda bir olup ve cepheye koştu. Giderken gelecek nesle, daha iyi bir yaşam için gitmediniz mi? Şehidim, cephede sıla hasreti çekmenize rağmen, vatan bir yana, yâr bir yana demediniz mi? Hep bir ağızdan önce vatan, sonra ölüm demediniz mi? Kalbinizden aldığınız kurşun yarasını, şahadet madalyası olarak kabul etmediniz mi? Düşman olanca kuvvetiyle gelirken, korkup kaçmayalım diye ayaklarınızı bağlamadınız mı?

Bir gün, düşmanla savaşmaya gitmiştiniz, düşman o kadar çoktu ki, gözünüz korkmuş ve geri kaçmaya başlamıştınız, tam o sırada mavi gözlü kumandan, Mustafa Kemal, “Nereye gidiyorsunuz?” dedi. Siz de “Düşmandan çok fazla, kaçıyoruz” dediniz. Mavi gözlü kumandan, “Ben size savaşmayı değil, ölümü emrediyorum!” demedi mi?

Analar, çocuklar, yârlar; cepheye su, erzak taşımadı mı? Bu vatan bütün insanıyla, yaşlısı, çocuğu, kadını, kızı ile kurtarılmadı mı?

Kınalı Hasanım, komutanın sana neden saçın kınalı diye sorduğunda, “Annem, beni bu vatana kurban yolladı” demedin mi? Seyit onbaşım, etrafına baktığında bütün arkadaşlarının yerde dünyaya elveda dediğini görünce, tek kalan o iki yüz yetmiş kilogramlık gülleyi sırtına alıp düşman gemisini altüst ettin. Komutanın “Gözüne ne oldu evladım?” deyince; “Benim gözlerim göreceğini gördü komutanım” demedin mi?

Âkif’in dediği gibi,

“Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.” mısralarını düşünerek, özgürlük için savaşmak gerektiğini düşünmedin mi?

Cephede nöbet beklerken, yarın çocuğunun, torununun, al yıldızlı bayrağın gölgesinde, gölleneceğini düşünerek bu vatanı kurtarmadın mı? Şairin,

“Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü!
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.”

Mısralarını düşünerek, bu vatan kurtarılmalı ve ben o al yıldızlı bayrağın gölgesinde rahat uyumalıyım demedin mi?

Nezahat onbaşılar, Ayşe çavuşlar, Bekirler, Ömerler… Hepsi bu vatan için kendi canını ortaya koymadı mı? Bağımsızlığımız, bağımsızlığımız dediniz ve hedefe ulaşmadınız mı?

Çanakkale, son kale diyerek; cesedimi çiğnemeden bu kaleden geçemezsiniz demediniz mi? Yağmur gibi mermi yağmasına karşın asla geri çekilmediniz, gözünüze her zaman aydınlık yarınları getirmediniz mi?

Kınalı Şehidim; rahat uyuyun, sizler bize bu vatanı miras bıraktınız ve bu vatanı ilelebet koruyacağımıza söz verdik. Bilimde, eğitimde ilerleyerek tüm dünyaya bunu kanıtlayacağız… Eğer bir gün canımızı feda etmemiz gerekirse, bin canımız olsa hepsini gözümüz kırpmadan al yıldız için, gelecek nesiller için, adalet için vereceğiz.

Sen rahat ol şehidim…

14 Mart 2008

Manevi Dünyamızı Aydınlatacak Eserler

İnsanlar inandıkları dini en iyi şekilde öğrenmeleri gerekir. Bu bağlamda dini temsil eden insanların davranışlarını ve ahlâkını incelemek, onlardan örnek almak gerekir. Günümüzde maalesef kulaktan dolma bilgilerle dinimizi öğrenmek isteyen çok sayıda insan bulunmakta ve bu da birçok yanlışı beraberinde getirmektedir.

İnsanların dini duygularıyla oynayarak, onları hurafeler kıskacında boğan bir zihniyet oldukça da böyle olmaya devam edecektir. Aslolan, insanların okuyarak kendilerini geliştirmeleri ve hurafelere kanmamalarıdır. Bunu da ancak faydalı eserler okuyarak elde etmek söz konusudur. Mesela hristiyanlar, kendi dinleri anlatırken hiç baskı görmezken, bizler kendi dinimizi anlattığımızda neden farklı bir yorumla karşılaşırız? Bunun sebebi dinimizi tam anlamıyla öğrenmediğimiz ve başkalarının bilinçsizce atıfta bulunmasıdır.

Dr. Hilal KARA ve Abdullah KARA'nın kaleme aldığı bazı eserleri aşağıda sizlerin incelemesine sunuyorum. Resimlere tıklamanız durumunda ayrıntılı bilgi alabileceksiniz. Bu güzel görevi kendilerine ilke edinmiş iki yazar...

Benim özellikle temennim ev hanımlarının ve çalışan hanımların da gereken ilgiyi göstermesidir. Tabii ki tüm insanların da gereken ilgiyi göstermelerini dilerim. Cehaletten ancak okuyarak kurtulabiliriz. İnancınız ne olursa olsun okuyun, mutlaka doğruya adım adım ilerleyeceksinizdir. Yanlışı görmek de aslında doğruya adım atmaktır!

Candan Öte Sevmek
www.kitapyurdu.com'dan satın al


Hanım Sahabeler Ansiklopedisi
www.kitapyurdu.com'dan satın al


Cennetle Müjdelenen Hanımlar
www.kitapyurdu.com'dan satın al


Hz. Hatice
www.kitapyurdu.com'dan satın al


Ashab- ı Suffe / Peygamber Okulunun Yıldızları
www.kitapyurdu.com'dan satın al


Üç Bilal (r.a.)
www.kitapyurdu.com'dan satın al


Sahabelerin Şehadet Anları / Şehitler Ölmez
www.kitapyurdu.com'dan satın al


Gül'ün Goncası Hz. Fatıma
www.kitapyurdu.com'dan satın al

05 Mart 2008

Canlı Bomba – Yakup Kadri ÖZTÜRK

Yakup Kadri ÖZTÜRK’ün kaleme aldığı “Canlı Bomba”, son dönemlerde sıkça yaşanan terör olaylarına bakış şeklinizi değiştirecek niteliktedir.

Kitabın ilk başlarında olaylar çok hızlı gelişse de, kitabın ortalarında ve sonlarına doğru, olay daha ayrıntılı anlatılarak, akışkanlığı sağlanmıştır. Yani ilk başta cümleler birbirinden kopuk gibi gelmekteydi. Daha sonra bu düzeltmiş ve olaylar birbiriyle kenetlenmiş, ayrıntıya yer verilmiştir.

Genel olarak, konu bakımından değerlendirecek olursam; çok iyi bir roman diyebilirim. Toplumsal olarak bizleri huzursuzluğa sevk etmek istedikleri şu günlerde, olaylara daha sağduyulu bir şekilde bakmamız gerektiğine işaret etmiştir yazar…

Bir insanın sadece cahillikten değil, hayata karşı duyduğu özentilerden de kandırılabileceği gerçeği savunulmuştur. Böylelikle bilgili bir insanın, nasıl kandırıldığını da gözler önüne sermiştir.

Hayata karşı olan zaaflarımızın herkes tarafından bilinmemesi gerekir. Aslında zaaflar ne olursa olsun, başka insanların bunu bilmemelerinde fayda vardır. Çünkü bazı kötü niyetli insanlar, bunları kullanmak isteyecek ve kötü durumlara sürüklenmemize sebep olacaktır.

Bu roman, bize bir şey daha hatırlatıyor! Elimizden geldiğince, bu ülkenin kalkınması için bir şeyler yapmamız gerektiğini söylüyor. Hangi meslekten olursak olalım, mesleğimizi en iyi şekilde yapmamız gerektiğini söylüyor.

Olaylar deşifre edilirken, Prof. Aytaç’ın “…sesi tanıdı.” İfadesi, gerçekten de düşünmeye değer! Çünkü mesleğine o kadar bağlı ki, hemen olayları algılayabiliyor ve yorum yapabiliyor. Netice de bu bir roman olsa da, gerçekte de böyle insanların olduğu gerçeği değişmemektedir.

Murat, tam bir ümitsizliğe düşecekken, ümit kapıları aralı veriyor ve ümit içinde olayların akışını izliyorlar. Romanın kahramanı Murat’ın şu sözü kayda değerdir: “Zalimler bir hesap yapar, Allah da onların hesabını bozar, onlara fırsat vermez.”

Sonuç olarak, romanı tavsiye ederim. Öğrenecek bir şeylerin olduğunu göreceksiniz. Özellikle çocuklara ve gençlere okutulmasının gerektiğini düşünüyorum. Tabii yetişkinlere de hitap etmektedir.

Sevgiyle kalınız.

03 Mart 2008

Dostlara...

Hayatımızın türlü türlü dönemlerinde bazı engellerle karşılaşırız. Bu engellerden her zaman kendi kendimizi motive etmemizle aşabiliriz… Eğer kendimizi motive edemiyorsak, en güçlü moral kaynağımız bitmiş demektir. O yüzden bir an evvel kendimize moral vermeyi öğrenmemiz gerekir.

Şu yalan dünyada birbirinin kuyusunu kazmaya çalışanlara… Ne demeli? Kuyusunu kazmak da ne demekse? Herhalde kuyuyu kazıp, o kuyuya atmak demektir… Sakın ola kazılan kuyuya onu atayım derken, kendimiz düşmeyelim! Görüyor musunuz, ne kadar saçma şeylerle meşgul oluyoruz… Birbirimize zarar vererek, başkalarına haksızlık ederek yaşamayı, yaşamak mı sayıyoruz yoksa? Yoksa asalak diye tabir ettiğimiz şeyin birazcık bize de uyduğunu unutuyor muyuz? “Ne kadar asalak bir adamsın?” diye birilerini azarlarken, başkasının kuyusunu kazıp, onun sırtından geçinen biz de o sınıfa giriyor muyuz acep?

Bu yazıyı okurken belki birileri kızıyordur, eğer gerçekten birinin kuyusunu kazıyorsanız, bana değil; gidip aynaya bakın ve o aynada ne görüyorsanız ona kızın! Kendi hatalarımızdan dolayı başkalarını yargılama hakkına hiçbir zaman sahip olmadık ve asla olmayacağız da…

Dostlar, asalak insanları topluma nasıl kazandıracağız? Ya bu başkalarının kuyusunu kazmayı meslek edinmiş kişileri ne yapacağız? Gerçekten zevk alıyorlar olacak ki, bundan asla vazgeçmezler… Bilmezler ki, kazılan kuyuya bir gün kendileri düşerler! Ya kazdığı kuyulardan biri kapatmayı unutmuşsa ve içine düşerse, o zaman ne olacak? İşte o zaman kız kızabildiğin kadar…

Fatih Sultan Mehmet, halkı teftiş etmek için, normal vatandaş elbiselerini giyip pazara çıkmış… Bir dükkâna girmiş ve bazı şeyler istemiş, adam da vermiş… Çağ kapatıp açan koca Fatih, başka şeyler de isteyince, onları karşı dükkândan al demiş… Padişah, “Neden? Sende yok mu?” demiş… Adam ne demiş biliyor musunuz? “Ben bugün kazanacağımı kazandım, birazda komşum kazansın” demiş… Koca Fatih’te “Böyle vatandaşlarım olunca değil İstanbul, bütün dünyayı fethederim” demiş… Şimdi anladınız mı Osmanlı devleti neden yerle bir oldu?

Kuyular çok fazla olunca, birileri kuyulara düştüler ve çıkamadılar… Hal böyle olunca ülkeyi de kuyu kazanlar yönetti… Bir de baktık ki, ecnebilere el açmış hale gelmişiz…

Arkadaş saydığımız kişiler, bizlerin kuyularını kazarsa, biz de başkalarından yardım istemek zorunda kalmaz mıyız? Bu örnek tamamen uyuştu, kan kemik oldu sanırım…

Birilerinin kuyusunu kazmayı, marifet edenler; yarın o kuyuya düşmeyi de aynı şekilde marifet kabul etmelidir… Birilerinin kuyusuna düşerken de asla sövüp sayma hakları kalmamaktadır…

Kuyu kazarak değil, insanlara daima faydamız dokunması dileğiyle…