Bir gün uyandılar, kimisinin üzerinde taş yığınları, kimisi can vermiş… Uyumuşlardı ve gündüz üzerlerine kâbus gibi çöküvermişti. Neler olduğunu anlamaya çalışırken, her şeyi sanki tamamen unutuvermişlerdi!
Gün, onlar için aydınlık doğmamıştı.
Geçmişte bir gün, 1999 yılında Gölcük depremi… O zaman da insanlar uyumuştu ve gün onlar için karanlık başlamıştı. Herkes panik yapmış, yakınlarım yaşıyor mu diye telefon yağmurları başlamıştı. Heyhat! Kimselerden haber alınamıyor… “Allah’ım ne olur, ona bir şey olmasın” diye dualar arşa yükseliyordu. Her evde bir matem havası, her evde derin bir sessizlik… Dahası Türkiye yasa boğulmuştu. Kalbinden yaralanmıştı. Derken muhasebeler başladı. Kiminde vicdan mahkemeleri başladı, kiminde gerçek mahkemeler.
Saltanatını, yapılan çürük binalardan elde edenler, o binaların altında ezilenlerle birlikte vicdan mahkemelerinde ezildi. Kim bilir belki vicdanı yoktu, gerçek mahkemede ezildi… Haksız yere elde edilen saltanat, kimseye hayır getirmedi. Saltanat sahibinin de yakını öldü. İşte o zaman anladılar acının ne olduğunu… Bir damla gözyaşı süzüldü mü gözlerinden, o zaman anladılar; insan demenin ne olduğunu!
Türkiye ağlamıştı, hüzünlenmişti. Her yerden oraya yardım yağıyordu. Şimdilerde, binlerce kilometre ötede bir yer var. İçinde insan var; dini, dili, rengi ne olursa olsun; orada insan var. Ağlıyor bu insanlar, çünkü karanlık bu defa onlara çöktü. Şimdilerde, onların toparlanmaya ihtiyaçları var. Yardıma ihtiyaçları var.
İnsan olmanın gereği; kimseyi ayırt etmeden, insan olarak yaklaşmak değil midir? Eğer bir ayırım yaparsak, bunun adı insanlık olur mu? Hayır, bunun adı ırkçılık olur. Oysa insan tektir. İnsan olduğu için değerlidir. Kimisi kötü, kimisi melaike gibidir! Ama şimdilerde düştüler ve birilerinin ellerinden tutmasını bekliyorlar.
Elimiz kolumuz bağlı oturuyoruz. Gücüm yok ki, hepsinin elinden tutayım. Ama duramazdım, elim klavyeme dokundu ve döküldü kalbimdekiler… Döküldükçe ağrıdı, ağrıdıkça döküldü…
Kimileri, zevk ve sefası için olmadık harcamalar yaparken, dünyanın bir yerlerinde birileri hep ağladı ve ağlamaya da devam ediyor. Başını gece yastığına koyduğunda, bu ağlamaları hiç duymadılar bile… Bu insanlar, benim kalbimi daha çok ağrıttı. Nasıl bu kadar vurdumduymaz olabiliyorduk? Onların canı tatlı değil miydi?
Şimdilerde bir de dürüstlük taslayanlar yok mu? İşte bunlardan, anlamsız davranışlar görünce, aklımız karışıyor. Parayla insanlığımızı kaybediyoruz, zamanla da vicdanımızı… Bu araç; o kadar etkili midir ki, gözümüzü boyuyor?
“Adam sende! Para olmadan kitap alabiliyor musun sanki?” diyeceksiniz; doğru alamıyoruz… Hiç olmazsa, köle de olmuyoruz!
Gün, onlar için aydınlık doğmamıştı.
Geçmişte bir gün, 1999 yılında Gölcük depremi… O zaman da insanlar uyumuştu ve gün onlar için karanlık başlamıştı. Herkes panik yapmış, yakınlarım yaşıyor mu diye telefon yağmurları başlamıştı. Heyhat! Kimselerden haber alınamıyor… “Allah’ım ne olur, ona bir şey olmasın” diye dualar arşa yükseliyordu. Her evde bir matem havası, her evde derin bir sessizlik… Dahası Türkiye yasa boğulmuştu. Kalbinden yaralanmıştı. Derken muhasebeler başladı. Kiminde vicdan mahkemeleri başladı, kiminde gerçek mahkemeler.
Saltanatını, yapılan çürük binalardan elde edenler, o binaların altında ezilenlerle birlikte vicdan mahkemelerinde ezildi. Kim bilir belki vicdanı yoktu, gerçek mahkemede ezildi… Haksız yere elde edilen saltanat, kimseye hayır getirmedi. Saltanat sahibinin de yakını öldü. İşte o zaman anladılar acının ne olduğunu… Bir damla gözyaşı süzüldü mü gözlerinden, o zaman anladılar; insan demenin ne olduğunu!
Türkiye ağlamıştı, hüzünlenmişti. Her yerden oraya yardım yağıyordu. Şimdilerde, binlerce kilometre ötede bir yer var. İçinde insan var; dini, dili, rengi ne olursa olsun; orada insan var. Ağlıyor bu insanlar, çünkü karanlık bu defa onlara çöktü. Şimdilerde, onların toparlanmaya ihtiyaçları var. Yardıma ihtiyaçları var.
İnsan olmanın gereği; kimseyi ayırt etmeden, insan olarak yaklaşmak değil midir? Eğer bir ayırım yaparsak, bunun adı insanlık olur mu? Hayır, bunun adı ırkçılık olur. Oysa insan tektir. İnsan olduğu için değerlidir. Kimisi kötü, kimisi melaike gibidir! Ama şimdilerde düştüler ve birilerinin ellerinden tutmasını bekliyorlar.
Elimiz kolumuz bağlı oturuyoruz. Gücüm yok ki, hepsinin elinden tutayım. Ama duramazdım, elim klavyeme dokundu ve döküldü kalbimdekiler… Döküldükçe ağrıdı, ağrıdıkça döküldü…
Kimileri, zevk ve sefası için olmadık harcamalar yaparken, dünyanın bir yerlerinde birileri hep ağladı ve ağlamaya da devam ediyor. Başını gece yastığına koyduğunda, bu ağlamaları hiç duymadılar bile… Bu insanlar, benim kalbimi daha çok ağrıttı. Nasıl bu kadar vurdumduymaz olabiliyorduk? Onların canı tatlı değil miydi?
Şimdilerde bir de dürüstlük taslayanlar yok mu? İşte bunlardan, anlamsız davranışlar görünce, aklımız karışıyor. Parayla insanlığımızı kaybediyoruz, zamanla da vicdanımızı… Bu araç; o kadar etkili midir ki, gözümüzü boyuyor?
“Adam sende! Para olmadan kitap alabiliyor musun sanki?” diyeceksiniz; doğru alamıyoruz… Hiç olmazsa, köle de olmuyoruz!
1 yorum:
yüreğine sağlık güzel kardeşim..
Yorum Gönder