Edebiyat, duygu ve düşüncelerin dile getirilmesi konusunda büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla edebiyat edepten ileri gelmektedir. Yazılanların da duygusal olma oranı çok yüksektir.
Bütün yazılı eserler aynı zamanda bir edebi eser özelliği taşımaktadır. Yazınsal özelliğiyle bu sıfatı kazanmaktadır. Ama içerik olarak kimi zaman edebi, kimi zaman edebi olmaktan uzak kalabiliyor. Milli Şairimiz Âkif, “Edepsizliğin başladığı yerde edebiyat biter!” demiyor mu zaten… Demek ki, edebiyat olması için öncelikle içeriğin insanlara faydalı olacak niteliklerde olması önemlidir.
Duygusal yaklaşımlar, insanın içindeki sevgi gereği olmaktadır. İnsanın özünde olan bu sevgi, yazıklarına da düşmektedir. Ne yaparsanız yapın, bunu silip atmanız söz konusu olamaz. Zaten insanlar, sevgiyle ayakta olduğu düşünülürse; bunu yapmak yıkılmak demektir.
Günümüzde yeni yazarlar ortaya çıkmaktadır. Çoğunlukla güzel eserler vermektedirler. Zaten aksi iddia etmek zordur. Her birisi için çaba harcanmış ve bir eser meydana çıkması için uğraşılmıştır. Mutlaka eleştirilecek yönleri de olacaktır. Bugün, en usta yazarın bile eseri eleştirilmektedir. Çünkü esere zevk katan biri yönü de eleştirel olmasıdır. Yazarın bu bağlamda eleştiriye açık olması gerekmektedir. Yoksa bir eleştiride davranışları ve kararlılığı değişecekse; yazarlık yolunda başarılı olması söz konusu değildir.
Eserlerin eleştirilmesi aynı zamanda o eserin dikkate alındığını gösterir. Bundan dolayı da yazar mutluluk duyacaktır. Kimi zaman yazarın yakın çevresi kendisini eleştirmekten çekinir. Dostluğumuz zedelenir diye… Hâlbuki en büyük kötülüğü yapmaktadırlar. Herkes fikrini söylemeli, yazar da bunları değerlendirerek doğru olması durumunda gereğini yapacaktır. Ama dostluk zedelenmesin diye yanlışı söylemeyeyim demek, aynı zamanda korkaklıktır.
Belki biraz sert oldu ama bu bir gerçek…
Bir gün adamın biri, Âkif’in şairliğini hazmedememiş olacak ki,
— Siz baytar mısınız? Demiş. Akif bozuntuya vermeden,
— Evet, bir yeriniz mi ağrıyor, demiş…
Usta şair, kendi tepkisini bile edebi sınırlar içerisinde vermektedir. Baytar, hekim anlamına gelmektedir. Değerli şair aynı zamanda veterinerdi. Buradan şu mesajı da vermek istiyorum. Edebiyatımız evrenseldir, bir meslek grubuna kilitlenip kalmış değildir; Türkçeyi konuşan herkes bu anlamda çalışmalarını sürdürebilir ve araştırmalarını yapabilir.
Eleştiri noktasında, şu yaklaşımın kabul edilebilir bir özelliği yoktur; “Sen matematikçisin, bilgisayarcısın ya da vs. vs.” gibi meslek gruplarını göstererek, “Senin Türkçeyle, Edebiyatla ne işin var?” gibisinden bir yaklaşım değersiz kalmaktadır.
Bütün yazılı eserler aynı zamanda bir edebi eser özelliği taşımaktadır. Yazınsal özelliğiyle bu sıfatı kazanmaktadır. Ama içerik olarak kimi zaman edebi, kimi zaman edebi olmaktan uzak kalabiliyor. Milli Şairimiz Âkif, “Edepsizliğin başladığı yerde edebiyat biter!” demiyor mu zaten… Demek ki, edebiyat olması için öncelikle içeriğin insanlara faydalı olacak niteliklerde olması önemlidir.
Duygusal yaklaşımlar, insanın içindeki sevgi gereği olmaktadır. İnsanın özünde olan bu sevgi, yazıklarına da düşmektedir. Ne yaparsanız yapın, bunu silip atmanız söz konusu olamaz. Zaten insanlar, sevgiyle ayakta olduğu düşünülürse; bunu yapmak yıkılmak demektir.
Günümüzde yeni yazarlar ortaya çıkmaktadır. Çoğunlukla güzel eserler vermektedirler. Zaten aksi iddia etmek zordur. Her birisi için çaba harcanmış ve bir eser meydana çıkması için uğraşılmıştır. Mutlaka eleştirilecek yönleri de olacaktır. Bugün, en usta yazarın bile eseri eleştirilmektedir. Çünkü esere zevk katan biri yönü de eleştirel olmasıdır. Yazarın bu bağlamda eleştiriye açık olması gerekmektedir. Yoksa bir eleştiride davranışları ve kararlılığı değişecekse; yazarlık yolunda başarılı olması söz konusu değildir.
Eserlerin eleştirilmesi aynı zamanda o eserin dikkate alındığını gösterir. Bundan dolayı da yazar mutluluk duyacaktır. Kimi zaman yazarın yakın çevresi kendisini eleştirmekten çekinir. Dostluğumuz zedelenir diye… Hâlbuki en büyük kötülüğü yapmaktadırlar. Herkes fikrini söylemeli, yazar da bunları değerlendirerek doğru olması durumunda gereğini yapacaktır. Ama dostluk zedelenmesin diye yanlışı söylemeyeyim demek, aynı zamanda korkaklıktır.
Belki biraz sert oldu ama bu bir gerçek…
Bir gün adamın biri, Âkif’in şairliğini hazmedememiş olacak ki,
— Siz baytar mısınız? Demiş. Akif bozuntuya vermeden,
— Evet, bir yeriniz mi ağrıyor, demiş…
Usta şair, kendi tepkisini bile edebi sınırlar içerisinde vermektedir. Baytar, hekim anlamına gelmektedir. Değerli şair aynı zamanda veterinerdi. Buradan şu mesajı da vermek istiyorum. Edebiyatımız evrenseldir, bir meslek grubuna kilitlenip kalmış değildir; Türkçeyi konuşan herkes bu anlamda çalışmalarını sürdürebilir ve araştırmalarını yapabilir.
Eleştiri noktasında, şu yaklaşımın kabul edilebilir bir özelliği yoktur; “Sen matematikçisin, bilgisayarcısın ya da vs. vs.” gibi meslek gruplarını göstererek, “Senin Türkçeyle, Edebiyatla ne işin var?” gibisinden bir yaklaşım değersiz kalmaktadır.
Edebiyat, bütün insanları kucaklamaktadır. Herkesin burada kendine yer edinecek bir konum mutlaka vardır. Dolayısıyla, eserler eleştirilirken hangi meslek grubundan geldiğine değil; eserin kalitesine bakmanın çok daha doğru ve yerinde olacağını düşünüyorum. Çünkü hangi meslek grubundan geldiğini eleştirmek, hiç kaliteli olmadığı gibi dikkate değer de bulunmamaktadır.
Nice yazarlar vardır ki; kimyacıdır, matematikçidir hatta işçidir! Adam çalışmış, araştırmış ve türü ne olursa olsun; bir edebi eser ortaya koymuştur.
Küçük bir not: Günlüğümde gönlümden geçen her şeyi sizlerle paylaşıyorum. Edebiyat dünyasına merhaba demem içinde, siz değerli okuyucularımın mutlaka bana destek olacağınızı biliyorum…
Sevgiyle kalınız…
0 yorum:
Yorum Gönder