Şehidim, biz daha dünyaya “Merhaba!” dememiştik. Bundan yıllar önce, vatanımızı kurtarmak için cephelere koştunuz… Anayı, babayı, yâri geride bırakarak… Ardına bile bakmadan koştunuz cephelere… Hedef, vatanı kurtarmaktı.
Milyonlarca yürek, bu yolda bir olup ve cepheye koştu. Giderken gelecek nesle, daha iyi bir yaşam için gitmediniz mi? Şehidim, cephede sıla hasreti çekmenize rağmen, vatan bir yana, yâr bir yana demediniz mi? Hep bir ağızdan önce vatan, sonra ölüm demediniz mi? Kalbinizden aldığınız kurşun yarasını, şahadet madalyası olarak kabul etmediniz mi? Düşman olanca kuvvetiyle gelirken, korkup kaçmayalım diye ayaklarınızı bağlamadınız mı?
Bir gün, düşmanla savaşmaya gitmiştiniz, düşman o kadar çoktu ki, gözünüz korkmuş ve geri kaçmaya başlamıştınız, tam o sırada mavi gözlü kumandan, Mustafa Kemal, “Nereye gidiyorsunuz?” dedi. Siz de “Düşmandan çok fazla, kaçıyoruz” dediniz. Mavi gözlü kumandan, “Ben size savaşmayı değil, ölümü emrediyorum!” demedi mi?
Analar, çocuklar, yârlar; cepheye su, erzak taşımadı mı? Bu vatan bütün insanıyla, yaşlısı, çocuğu, kadını, kızı ile kurtarılmadı mı?
Kınalı Hasanım, komutanın sana neden saçın kınalı diye sorduğunda, “Annem, beni bu vatana kurban yolladı” demedin mi? Seyit onbaşım, etrafına baktığında bütün arkadaşlarının yerde dünyaya elveda dediğini görünce, tek kalan o iki yüz yetmiş kilogramlık gülleyi sırtına alıp düşman gemisini altüst ettin. Komutanın “Gözüne ne oldu evladım?” deyince; “Benim gözlerim göreceğini gördü komutanım” demedin mi?
Âkif’in dediği gibi,
“Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.” mısralarını düşünerek, özgürlük için savaşmak gerektiğini düşünmedin mi?
Cephede nöbet beklerken, yarın çocuğunun, torununun, al yıldızlı bayrağın gölgesinde, gölleneceğini düşünerek bu vatanı kurtarmadın mı? Şairin,
“Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü!
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.”
Mısralarını düşünerek, bu vatan kurtarılmalı ve ben o al yıldızlı bayrağın gölgesinde rahat uyumalıyım demedin mi?
Nezahat onbaşılar, Ayşe çavuşlar, Bekirler, Ömerler… Hepsi bu vatan için kendi canını ortaya koymadı mı? Bağımsızlığımız, bağımsızlığımız dediniz ve hedefe ulaşmadınız mı?
Çanakkale, son kale diyerek; cesedimi çiğnemeden bu kaleden geçemezsiniz demediniz mi? Yağmur gibi mermi yağmasına karşın asla geri çekilmediniz, gözünüze her zaman aydınlık yarınları getirmediniz mi?
Kınalı Şehidim; rahat uyuyun, sizler bize bu vatanı miras bıraktınız ve bu vatanı ilelebet koruyacağımıza söz verdik. Bilimde, eğitimde ilerleyerek tüm dünyaya bunu kanıtlayacağız… Eğer bir gün canımızı feda etmemiz gerekirse, bin canımız olsa hepsini gözümüz kırpmadan al yıldız için, gelecek nesiller için, adalet için vereceğiz.
Sen rahat ol şehidim…
Milyonlarca yürek, bu yolda bir olup ve cepheye koştu. Giderken gelecek nesle, daha iyi bir yaşam için gitmediniz mi? Şehidim, cephede sıla hasreti çekmenize rağmen, vatan bir yana, yâr bir yana demediniz mi? Hep bir ağızdan önce vatan, sonra ölüm demediniz mi? Kalbinizden aldığınız kurşun yarasını, şahadet madalyası olarak kabul etmediniz mi? Düşman olanca kuvvetiyle gelirken, korkup kaçmayalım diye ayaklarınızı bağlamadınız mı?
Bir gün, düşmanla savaşmaya gitmiştiniz, düşman o kadar çoktu ki, gözünüz korkmuş ve geri kaçmaya başlamıştınız, tam o sırada mavi gözlü kumandan, Mustafa Kemal, “Nereye gidiyorsunuz?” dedi. Siz de “Düşmandan çok fazla, kaçıyoruz” dediniz. Mavi gözlü kumandan, “Ben size savaşmayı değil, ölümü emrediyorum!” demedi mi?
Analar, çocuklar, yârlar; cepheye su, erzak taşımadı mı? Bu vatan bütün insanıyla, yaşlısı, çocuğu, kadını, kızı ile kurtarılmadı mı?
Kınalı Hasanım, komutanın sana neden saçın kınalı diye sorduğunda, “Annem, beni bu vatana kurban yolladı” demedin mi? Seyit onbaşım, etrafına baktığında bütün arkadaşlarının yerde dünyaya elveda dediğini görünce, tek kalan o iki yüz yetmiş kilogramlık gülleyi sırtına alıp düşman gemisini altüst ettin. Komutanın “Gözüne ne oldu evladım?” deyince; “Benim gözlerim göreceğini gördü komutanım” demedin mi?
Âkif’in dediği gibi,
“Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.” mısralarını düşünerek, özgürlük için savaşmak gerektiğini düşünmedin mi?
Cephede nöbet beklerken, yarın çocuğunun, torununun, al yıldızlı bayrağın gölgesinde, gölleneceğini düşünerek bu vatanı kurtarmadın mı? Şairin,
“Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü!
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.”
Mısralarını düşünerek, bu vatan kurtarılmalı ve ben o al yıldızlı bayrağın gölgesinde rahat uyumalıyım demedin mi?
Nezahat onbaşılar, Ayşe çavuşlar, Bekirler, Ömerler… Hepsi bu vatan için kendi canını ortaya koymadı mı? Bağımsızlığımız, bağımsızlığımız dediniz ve hedefe ulaşmadınız mı?
Çanakkale, son kale diyerek; cesedimi çiğnemeden bu kaleden geçemezsiniz demediniz mi? Yağmur gibi mermi yağmasına karşın asla geri çekilmediniz, gözünüze her zaman aydınlık yarınları getirmediniz mi?
Kınalı Şehidim; rahat uyuyun, sizler bize bu vatanı miras bıraktınız ve bu vatanı ilelebet koruyacağımıza söz verdik. Bilimde, eğitimde ilerleyerek tüm dünyaya bunu kanıtlayacağız… Eğer bir gün canımızı feda etmemiz gerekirse, bin canımız olsa hepsini gözümüz kırpmadan al yıldız için, gelecek nesiller için, adalet için vereceğiz.
Sen rahat ol şehidim…
1 yorum:
Hello. This post is likeable, and your blog is very interesting, congratulations :-). I will add in my blogroll =). If possible gives a last there on my blog, it is about the Smartphone, I hope you enjoy. The address is http://smartphone-brasil.blogspot.com. A hug.
Yorum Gönder