Hayatımızın türlü türlü dönemlerinde bazı engellerle karşılaşırız. Bu engellerden her zaman kendi kendimizi motive etmemizle aşabiliriz… Eğer kendimizi motive edemiyorsak, en güçlü moral kaynağımız bitmiş demektir. O yüzden bir an evvel kendimize moral vermeyi öğrenmemiz gerekir.
Şu yalan dünyada birbirinin kuyusunu kazmaya çalışanlara… Ne demeli? Kuyusunu kazmak da ne demekse? Herhalde kuyuyu kazıp, o kuyuya atmak demektir… Sakın ola kazılan kuyuya onu atayım derken, kendimiz düşmeyelim! Görüyor musunuz, ne kadar saçma şeylerle meşgul oluyoruz… Birbirimize zarar vererek, başkalarına haksızlık ederek yaşamayı, yaşamak mı sayıyoruz yoksa? Yoksa asalak diye tabir ettiğimiz şeyin birazcık bize de uyduğunu unutuyor muyuz? “Ne kadar asalak bir adamsın?” diye birilerini azarlarken, başkasının kuyusunu kazıp, onun sırtından geçinen biz de o sınıfa giriyor muyuz acep?
Bu yazıyı okurken belki birileri kızıyordur, eğer gerçekten birinin kuyusunu kazıyorsanız, bana değil; gidip aynaya bakın ve o aynada ne görüyorsanız ona kızın! Kendi hatalarımızdan dolayı başkalarını yargılama hakkına hiçbir zaman sahip olmadık ve asla olmayacağız da…
Dostlar, asalak insanları topluma nasıl kazandıracağız? Ya bu başkalarının kuyusunu kazmayı meslek edinmiş kişileri ne yapacağız? Gerçekten zevk alıyorlar olacak ki, bundan asla vazgeçmezler… Bilmezler ki, kazılan kuyuya bir gün kendileri düşerler! Ya kazdığı kuyulardan biri kapatmayı unutmuşsa ve içine düşerse, o zaman ne olacak? İşte o zaman kız kızabildiğin kadar…
Fatih Sultan Mehmet, halkı teftiş etmek için, normal vatandaş elbiselerini giyip pazara çıkmış… Bir dükkâna girmiş ve bazı şeyler istemiş, adam da vermiş… Çağ kapatıp açan koca Fatih, başka şeyler de isteyince, onları karşı dükkândan al demiş… Padişah, “Neden? Sende yok mu?” demiş… Adam ne demiş biliyor musunuz? “Ben bugün kazanacağımı kazandım, birazda komşum kazansın” demiş… Koca Fatih’te “Böyle vatandaşlarım olunca değil İstanbul, bütün dünyayı fethederim” demiş… Şimdi anladınız mı Osmanlı devleti neden yerle bir oldu?
Kuyular çok fazla olunca, birileri kuyulara düştüler ve çıkamadılar… Hal böyle olunca ülkeyi de kuyu kazanlar yönetti… Bir de baktık ki, ecnebilere el açmış hale gelmişiz…
Arkadaş saydığımız kişiler, bizlerin kuyularını kazarsa, biz de başkalarından yardım istemek zorunda kalmaz mıyız? Bu örnek tamamen uyuştu, kan kemik oldu sanırım…
Birilerinin kuyusunu kazmayı, marifet edenler; yarın o kuyuya düşmeyi de aynı şekilde marifet kabul etmelidir… Birilerinin kuyusuna düşerken de asla sövüp sayma hakları kalmamaktadır…
Kuyu kazarak değil, insanlara daima faydamız dokunması dileğiyle…
Şu yalan dünyada birbirinin kuyusunu kazmaya çalışanlara… Ne demeli? Kuyusunu kazmak da ne demekse? Herhalde kuyuyu kazıp, o kuyuya atmak demektir… Sakın ola kazılan kuyuya onu atayım derken, kendimiz düşmeyelim! Görüyor musunuz, ne kadar saçma şeylerle meşgul oluyoruz… Birbirimize zarar vererek, başkalarına haksızlık ederek yaşamayı, yaşamak mı sayıyoruz yoksa? Yoksa asalak diye tabir ettiğimiz şeyin birazcık bize de uyduğunu unutuyor muyuz? “Ne kadar asalak bir adamsın?” diye birilerini azarlarken, başkasının kuyusunu kazıp, onun sırtından geçinen biz de o sınıfa giriyor muyuz acep?
Bu yazıyı okurken belki birileri kızıyordur, eğer gerçekten birinin kuyusunu kazıyorsanız, bana değil; gidip aynaya bakın ve o aynada ne görüyorsanız ona kızın! Kendi hatalarımızdan dolayı başkalarını yargılama hakkına hiçbir zaman sahip olmadık ve asla olmayacağız da…
Dostlar, asalak insanları topluma nasıl kazandıracağız? Ya bu başkalarının kuyusunu kazmayı meslek edinmiş kişileri ne yapacağız? Gerçekten zevk alıyorlar olacak ki, bundan asla vazgeçmezler… Bilmezler ki, kazılan kuyuya bir gün kendileri düşerler! Ya kazdığı kuyulardan biri kapatmayı unutmuşsa ve içine düşerse, o zaman ne olacak? İşte o zaman kız kızabildiğin kadar…
Fatih Sultan Mehmet, halkı teftiş etmek için, normal vatandaş elbiselerini giyip pazara çıkmış… Bir dükkâna girmiş ve bazı şeyler istemiş, adam da vermiş… Çağ kapatıp açan koca Fatih, başka şeyler de isteyince, onları karşı dükkândan al demiş… Padişah, “Neden? Sende yok mu?” demiş… Adam ne demiş biliyor musunuz? “Ben bugün kazanacağımı kazandım, birazda komşum kazansın” demiş… Koca Fatih’te “Böyle vatandaşlarım olunca değil İstanbul, bütün dünyayı fethederim” demiş… Şimdi anladınız mı Osmanlı devleti neden yerle bir oldu?
Kuyular çok fazla olunca, birileri kuyulara düştüler ve çıkamadılar… Hal böyle olunca ülkeyi de kuyu kazanlar yönetti… Bir de baktık ki, ecnebilere el açmış hale gelmişiz…
Arkadaş saydığımız kişiler, bizlerin kuyularını kazarsa, biz de başkalarından yardım istemek zorunda kalmaz mıyız? Bu örnek tamamen uyuştu, kan kemik oldu sanırım…
Birilerinin kuyusunu kazmayı, marifet edenler; yarın o kuyuya düşmeyi de aynı şekilde marifet kabul etmelidir… Birilerinin kuyusuna düşerken de asla sövüp sayma hakları kalmamaktadır…
Kuyu kazarak değil, insanlara daima faydamız dokunması dileğiyle…
0 yorum:
Yorum Gönder