01 Şubat 2008

Kırık Kalpler...

Zaman kendisine has üslubuyla ilerlemekte ve her geçen süre ömrümüzden saniye saniye gitmektedir… Zaman bu görevini asla sekteye uğratmamıştır, her an görevini sürdürmüş ve sürdürmeye de devam edecektir…

Kimi anlar, zaman dursa da şu kötü andan uzaklaşsak diye düşündüğümüz anlarda bile zaman, bu konuda taviz veremez… Çünkü o, durmamak üzere görevlendirilmiş ve bu görevi en iyi şekilde yerine getirmesi istenmiştir ondan… O da bunun gereklerini aynen gerçekleştirmektedir. Bazen olur ki, istemediğimiz bir şey yaparız ve zaman geriye dönse de bu hatamı telafi etsem diye dert yanarız… Hâlbuki zamanın görevini bilmemiz durumunda ve bunu kavramamız durumunda, “keşke” kavramından uzak ve daha sağlam adımlarla ilerleyeceğimiz kesindir.

Bazen olur ki, söylediğimiz bir cümle ile milyonları mutlu ederken, bazen de milyonları mutsuz edebiliyoruz… İşte o an bazı kalpleri de kırıyoruz… Tabii ki söylediğimiz konu gerçek ise kalplerin kırılması dahi göze alınabilir ama bir hata ise kırılan vazoyu yapıştırmak ne kadar zor ise kalbi geri kazanmakta buna eşdeğerdir. İnsanların kalbi, bazı durumlarda taştan daha sert, bazı durumlarda ise camdan daha kırılgandır… Maddi olan zararları belki geri yerine koyabilirsiniz ancak kalp maneviyatla beslendiğinden geri koymak mümkün değildir…

Dostlar, kendi aralarında çıkan bazı söylemleri fazla uzatmamaları gerekir çünkü mesele uzadıkça kalp kırılmaya meyleder… Öyle insanlar vardır ki, kendisine bile saygısı yoktur! Konuşurken, sözlerini bölüp argo kelimeler sarf etmek, küfürlerle konuşmalarını süslemek onları adeta sevindirir sanki… Oysa konuşmaya önem veren biri için bunlar çok önemli konulardır. Konuşmasını bölerek argo ve küfürlü sözcükleri sözlerine katmak, söyleyecek bir şey bulamamanın, daha açık bir ifadeyle acizliğin ta kendisidir! Ama bu acizlik, insanı alçaltan bir durumdur. İnsanlar konuşurken argo kelimeleri, küfürleri savurmamaları gerekir. Eğer bunu yapmaya devam ediyorlarsa, insanlığın ne demek olduğunu enine boyuna araştırmalarını diliyorum…

İşte biraz önce doğruyu söylemekle bazılarının kalbi kırılır demiştim ya, yukarıdaki ifade tam buna uymakta… Etrafımda buna uyan insanlar var ise kendi üstlerine alacak ve bana kırılacaklar… Varsın kırılsınlar; dost, doğruyu söyleyendir… Bu kim olursa olsun, isterse en yakınımdaki insan olsun, insanlık neyi gerektiriyorsa onu yapmasını istemek, çok değildir sanırım…

Kalpler, neden kırılır biliyor musunuz? Buna sebep dilimizdir… Dil derken, Türkçemiz buna neden oluyor değil! Bu dil, Türkçe de olabilir, İngilizce de, Arapça da, Almanca da… Neden, sadece yanlış kelimeler kurmamızdır. Karşımızdaki insanı incitmemizdir… Bir insanı, başka bir yerde çok rahat bir şekilde altüst edebilirsiniz… Ağzınıza geleni söyleyebilirsiniz ama karşısında söylenebilir mi? Hayır! Neden? Çünkü kimse bunları duymak istemez, aynı şekilde o kelimeleri sarf eden kişi de, kendi hakkında yanlış kavramların kullanılmasını istemez… Öyleyse, kendimiz için istediğimizi kardeşimiz için ve kendimiz için istemediğimizi de kardeşimiz içinde istememiz gerekir. Bunu söyleyen, çağlara çağ katan iki cihan Güneşidir…

İnsanların her zaman sizinle ilgileneceğini beklemeyin ya da insanlardan gereğinden fazla bir şey beklemeyin, eğer bu düşünüz gerçekleşmezse hayal kırıklığına uğrar ve bunu gurur meselesi yaparak, kırgınlığa dönüştürebilirsiniz… Oysa kalp, sevgi için vardır, öyle her önüne gelene kırılmak için değil! Sevgi için de bütün sevgileri alabiliriz… İnsan sevgisi, yaşam sevgisi, çocuk sevgisi, hayvan sevgisi vs. vs…

Binalar, evler yaparken; yaptığımız eserlerin nasıl dimdik ayakta durmasını istiyorsak, kalbimiz de asla kırılmamak üzere, her zaman sevinçle, kırılmadan dimdik durmalıdır… Etrafına neşe saçmalıdır… O zaman kalp amacına, sevgiye ulaşabilir…

0 yorum: