26 Şubat 2008

Kişiliğini Kazanmamak…

İnsanoğlunu diğer varlıklardan ayıran en büyük özelliğin akıl olduğu herkesin bildiği en büyük gerçektir. Buna rağmen, o aklın büyüklüğünü göremeyip; kendilerini küçük düşürenlerin sayısı da azımsanmayacak derecede büyük…

Kişilik, bir insanın belli olgunluğu kazanması ve bazı konularda artık görüş bildirir duruma gelmesi demektir. Eğer birileri herhangi bir konu üzerinde fikir beyan edemiyorsa o kişilerin henüz kişiliklerini kazanmadıklarını söyleyebiliriz… Bazen şöyle bir ifade de kullanılır: “kişiliğinde kötülük var, kişilik meselesi vs. vs.” gibi ifadelerle karşımızdaki insanın yanlış yaptığını bu kelimelerle kelimelere dökmekteyiz.

Yalnız, yapılan bir yanlış olsa, yanlış yapmıştır denip kenara çekilebilir. Ama kişilik meselesi gibi bir kavramla suçluyorsak, bize göre o kişinin bu yaşamı kendisine prensip edindiği ve istemedikçe değişmeyeceği anlamı çıkacaktır…

Toplumumuzda bu oran çok fazla olmakta ve karşımızda gerçekten bizi dinleyecek insanları bulmak zorlaşmaktadır. Bir insanın karşısındayken, ona gülmek ve ona her türlü iltifat edilirken, gittiği zaman arkasından demediğini bırakmamak ne denli kişiliğe sığmaktadır? Bu gibi ifadelerle ne kadar kişilik sahibi olduğu kanıtlanabilir…

Düşüncesizliğimiz, bize çok şey kaybettiriyor… Hayatımızın en güzel dönemlerini elimizden alıp gitmesine rağmen, kendimizi düzeltmek adına bir şeyler yapabiliyor muyuz acaba? Eğer buna çaba bile göstermiyorsak; ne kadar samimi olduğumuz meydanda değil midir? Sadece başkalarını kandırarak nereye kadar gidebiliriz ki? Yalan kişinin kendisine saygısızlığıdır… Eğer bir insan, kendisine saygı duyuyorsa asla yalan söylemez… Ama kendisine bile saygısı yoksa, gerisi pek de önemli değildir inanın…

İnsanları tanımaya çalışırken, kişiliklerine bakılır ve ona göre o kişiye güven duyulur, samimiyetine inanılır… Ama karşımızda bir kişilik göremiyorsak, neye göre değerlendireceğimizi bilemez ve o kişiye güvenmemiz söz konusu olamazdır.

Kişilik derken; asık suratlı, sürekli ciddi duran asla gülmeyen bir tiplemeden mi bahsediyorum? Hayır… Elbette insanlar mizah değeri olan şakalar yapmalıdır, elbette gülmelidir. Ancak her şeyin bir sınırı, bir kopma noktası vardır. İşte o nokta aşıldığı zaman yapılanların ne şaka, ne mizahi bir durumu olabilir…

İnsanların mutlu olduğunu görerek; bu mutluluktan mutluluk duyabiliyorsak, başka insanlar para kazanıp evde kendisini bekleyen insanların ihtiyaçlarını karşılarken duyduğu mutluluğu hissedebiliyorsak! Bir arkadaşımızın mutlu bir gününde biz de mutlu olabiliyorsak, bir başkasıyla konuşurken ona güzel sözler söyleyip; o gittikten sonra da onun hakkında güzel şeyler söyleyebiliyor ve arkasından sövmüyorsak, söylediğimiz sözleri düşündükten sonra sarf edip karşımızdaki insanın kırılmayacağından emin olabiliyorsak, işte kişilik budur!

Bunlar dışında yapılan her şey, kişisizliğe işarettir. Belki biraz katıca oldu ama birçok insan bundan dolayı kırılıyor ve karşısındakine güvenemiyor… İnsanoğlu güvenmek ister, derdini anlatacağı bir arkadaş ister… Bu tek taraflı değil, her ikisi için isteyerek yapar… Bir derdi olduğu zaman dinlenmek ve arkadaşının da bir derdi olduğu zaman onu dinlemek ister. Elinden hiçbir şey gelmese bile onu dinlemesi, ona değer verdiğini hissettirmesi, onun için çok büyük değer taşımaktadır.

Yoksa şaka mahiyetinde diye alakasız alakasız şakalar yapmak, insanların moralini alt üst edecek cümleler sarf etmek; hiçbir zaman bir marifet olmamıştır. Mizah ve şaka, bozuk moraller karşısında morali düzeltiyorsa, kaliteli bir şekilde yapılmıştır demektir, aksi takdirde tekrar aynı hüzne dönülecekse, bunun adı şaka ya da mizah değil sadece kuru, komik bir sözden ibaret kalacaktır.

Bu yazıyı okuduktan sonra kendim dâhil, sözlerimizi iyice bir düşünsek ve ne kadar kişilikli olduğumuzu tartmamız dileğiyle… Çünkü kendimize de samimi olamıyorsak, inanın koca bir “hiç”iz demektir!

Sevgiyle kalınız…

0 yorum: