Sabahleyin kalkınca, bütün insanlar belli istikametlerden gittikten sonra hepsi bir yerlere dağılırlar… Hepsinin bir hedefi var; kimisi okula, kimisi işe gider… Hepsinin bir hedefi vardır, gerçekleştirmek üzere yapması gereken bir konu vardır…
Bu hedeflere giderken karşısına çeşitli engeller çıkıyor… Bir öğrenci düşünelim, okula gitmek istediği zaman ailesi, çeşitli sebeplerden okula göndermek istemiyor çocuğu… Belki eğitimin kendisine bir şey vermeyeceğini düşünüyor ailesi, belki yol parasını nasıl denkleştireceğini düşünüyor… Ama sebep ne olursa olsun, karşısına bir engel çıkmıştır ve bu engelden kurtulması gerektir öğrencinin… Bunun için çaba sarf eder ve ailesini okumanın ne kadar önemli olduğuna ikna etmeye çalışır. Çünkü onun hedefi okumaktır… Bunun için de elinden ne geliyorsa yapmaktadır…
İşe giden kişilerin de bir hedefi vardır, kimileri hayatta kalmak için çalışır ki, bu da bir hedeftir. Kimisi daha iyi kariyerler elde edebilmek için çalışır… Kimileri ihtiyaçları olmasa bile can sıkıntısı olmasın diye çalışır. Can sıkıntısından çalışanın bile farkında olmadan bir hedefi var; “can sıkıntısından kurtulmak”…
Farkında mısınız, “can sıkıntısından kurtulmak” için çalışanların bile karşılarına engel çıkar, “Neyin eksik ki, çalışmak istiyorsun? Otur oturduğun yerde!”… İşte bu noktada bu can sıkıntısından kurtulabilmek için çalışmasının neden gerekli olduğunu anlatmaya çalışır karşısındakine…
Yazar olmak isteyen kişinin de karşısına birçok engel çıkar, kitaplar alır; daha çok okumak için, daha çok eser görebilmek ve bilgi dağarcığını geliştirmek, yeni şeyler öğrenebilmek için… Ama yaptığı bu iş, başkaları tarafından anlamsız ve boş bir çırpınış olarak görünür. “Neyine yarayacak ki?” derler, onlar bilmiyorlar ki, yazar olmasa bile okumak insana tecrübe kazandırır. Tehlikeleri önceden görebilmesine yardımcı olur. Olaylar hakkında net yorumlar yapmasını sağlar. Herhangi bir konu karşısında düşünür gibi yapmaz, gerçekten düşünür ve olumlu sonuçlar ortaya atar…
Ne söyleyeceğini bilir okuyan insan, etrafına bakarken sadece bakmak için değil, onlardan bir ders çıkarmak için bakar… Birilerini dinlerken ona değer verir ve ne söylediğine dikkat kesilir ki, doğru cevap verebilsin… Bunları, okumak kazandırır insana…
Hiçbir yazar yoktur ki, doğuştan yazar olup yazmaya başlamıştır. Onlar da türlü türlü zorluklarla geldiler o noktaya… Geçimini sadece yazarlıktan sağlayıp sokaklarda yaşayan nice yazarlar vardı… Birkaç sayfalık makale yazıp karnını doyurabilmek için yazdıklarını bir gazeteye satmaya çalışan yazarlar yazdı tarih…
Bunun için çok okudular ve araştırdılar, sonra başladılar yazmaya, olmadı! Tekrar gözden geçirdiler, incelediler ve tekrar yazdılar; yine olmadı, ama yılmadılar tekrar tekrar yazmaya devam ettiler. Ta ki, tamam deninceye kadar…
Thomas Edison, bin defa denemeden sonra ampulü tam anlamıyla icat edebildi… İlk başta denedi, olmadı, sonra denedi; on saniye dayanabildi… Yine yılmadı, tekrar yaptı ve bu defa sönmedi, arkadaşlarıyla nöbetleşe ampulü beklediler, birkaç gün yandı ama yine söndü… Edison, hedefine ulaşamamıştı ama yılmadı tekrar tekrar deneyerek sonunda ampulü uzun süre yanmasını sağladı…
Peygamber Efendimiz, İslâm’ı tebliğ etti, bu uğurda nice hakaretlere uğradı, memleketinden çıkarıldı, taşlandı, savaşlar açıldı ama asla yılmadı ve büyük bir insan topluluğuyla Mekke’ye geri döndü ve bugün dünyanın birçok yerinde İslam’ı tanımasını sağladı…
Mustafa Kemal, hiçbir şey yapmadan duran İstanbul hükümetine boyun eğmedi, biz bunu hak etmiyoruz dedi… Düşmana karşı harekete geçmeliyiz dedi ve bunun için çalıştı… İdam cezası aldı, cezaevine atıldı ve bir sürü engel çıkmasına rağmen o, yine yılmadı ve Türkiye Cumhuriyeti devletini, silah arkadaşları ve kahraman Türk milleti ile birlikte kurdular…
İşte hedefe yürürken her zaman engeller çıkmıştır. Hiç kimse hedefe yürürken güller görmemişti yollarda, hep ayaklarına diken batmıştı ama biliyorlardı ki, sonunda güle kavuşacaklardı… Bizler de hedefe yürürken ayağımıza batan dikenlere değil, güle yoğunlaşmalıyız…
Bu hedeflere giderken karşısına çeşitli engeller çıkıyor… Bir öğrenci düşünelim, okula gitmek istediği zaman ailesi, çeşitli sebeplerden okula göndermek istemiyor çocuğu… Belki eğitimin kendisine bir şey vermeyeceğini düşünüyor ailesi, belki yol parasını nasıl denkleştireceğini düşünüyor… Ama sebep ne olursa olsun, karşısına bir engel çıkmıştır ve bu engelden kurtulması gerektir öğrencinin… Bunun için çaba sarf eder ve ailesini okumanın ne kadar önemli olduğuna ikna etmeye çalışır. Çünkü onun hedefi okumaktır… Bunun için de elinden ne geliyorsa yapmaktadır…
İşe giden kişilerin de bir hedefi vardır, kimileri hayatta kalmak için çalışır ki, bu da bir hedeftir. Kimisi daha iyi kariyerler elde edebilmek için çalışır… Kimileri ihtiyaçları olmasa bile can sıkıntısı olmasın diye çalışır. Can sıkıntısından çalışanın bile farkında olmadan bir hedefi var; “can sıkıntısından kurtulmak”…
Farkında mısınız, “can sıkıntısından kurtulmak” için çalışanların bile karşılarına engel çıkar, “Neyin eksik ki, çalışmak istiyorsun? Otur oturduğun yerde!”… İşte bu noktada bu can sıkıntısından kurtulabilmek için çalışmasının neden gerekli olduğunu anlatmaya çalışır karşısındakine…
Yazar olmak isteyen kişinin de karşısına birçok engel çıkar, kitaplar alır; daha çok okumak için, daha çok eser görebilmek ve bilgi dağarcığını geliştirmek, yeni şeyler öğrenebilmek için… Ama yaptığı bu iş, başkaları tarafından anlamsız ve boş bir çırpınış olarak görünür. “Neyine yarayacak ki?” derler, onlar bilmiyorlar ki, yazar olmasa bile okumak insana tecrübe kazandırır. Tehlikeleri önceden görebilmesine yardımcı olur. Olaylar hakkında net yorumlar yapmasını sağlar. Herhangi bir konu karşısında düşünür gibi yapmaz, gerçekten düşünür ve olumlu sonuçlar ortaya atar…
Ne söyleyeceğini bilir okuyan insan, etrafına bakarken sadece bakmak için değil, onlardan bir ders çıkarmak için bakar… Birilerini dinlerken ona değer verir ve ne söylediğine dikkat kesilir ki, doğru cevap verebilsin… Bunları, okumak kazandırır insana…
Hiçbir yazar yoktur ki, doğuştan yazar olup yazmaya başlamıştır. Onlar da türlü türlü zorluklarla geldiler o noktaya… Geçimini sadece yazarlıktan sağlayıp sokaklarda yaşayan nice yazarlar vardı… Birkaç sayfalık makale yazıp karnını doyurabilmek için yazdıklarını bir gazeteye satmaya çalışan yazarlar yazdı tarih…
Bunun için çok okudular ve araştırdılar, sonra başladılar yazmaya, olmadı! Tekrar gözden geçirdiler, incelediler ve tekrar yazdılar; yine olmadı, ama yılmadılar tekrar tekrar yazmaya devam ettiler. Ta ki, tamam deninceye kadar…
Thomas Edison, bin defa denemeden sonra ampulü tam anlamıyla icat edebildi… İlk başta denedi, olmadı, sonra denedi; on saniye dayanabildi… Yine yılmadı, tekrar yaptı ve bu defa sönmedi, arkadaşlarıyla nöbetleşe ampulü beklediler, birkaç gün yandı ama yine söndü… Edison, hedefine ulaşamamıştı ama yılmadı tekrar tekrar deneyerek sonunda ampulü uzun süre yanmasını sağladı…
Peygamber Efendimiz, İslâm’ı tebliğ etti, bu uğurda nice hakaretlere uğradı, memleketinden çıkarıldı, taşlandı, savaşlar açıldı ama asla yılmadı ve büyük bir insan topluluğuyla Mekke’ye geri döndü ve bugün dünyanın birçok yerinde İslam’ı tanımasını sağladı…
Mustafa Kemal, hiçbir şey yapmadan duran İstanbul hükümetine boyun eğmedi, biz bunu hak etmiyoruz dedi… Düşmana karşı harekete geçmeliyiz dedi ve bunun için çalıştı… İdam cezası aldı, cezaevine atıldı ve bir sürü engel çıkmasına rağmen o, yine yılmadı ve Türkiye Cumhuriyeti devletini, silah arkadaşları ve kahraman Türk milleti ile birlikte kurdular…
İşte hedefe yürürken her zaman engeller çıkmıştır. Hiç kimse hedefe yürürken güller görmemişti yollarda, hep ayaklarına diken batmıştı ama biliyorlardı ki, sonunda güle kavuşacaklardı… Bizler de hedefe yürürken ayağımıza batan dikenlere değil, güle yoğunlaşmalıyız…
0 yorum:
Yorum Gönder