30 Ekim 2007

Bilişim Sektörüne Bakış…

Günümüzde teknolojinin hızla ilerlediğini tekrar tekrar söylemeye gerek yok. Bu gelişim sürecinde bilişim sektörü de hızlı bir şekilde ilerlemiştir. Bilgisayar sektörü de bu aşamada yerini almış ve çok hızlı ilerlediğini ispat etmiştir.

Bilgisayar sektörünün ilerlemesiyle birlikte, bu teknoloji her yerde kullanılmaya başlanmıştır. Artık lüks olmaktan çıkıp, olmazsa olmazlar listesinde yerini almıştır. Yeni yetişen neslin de mutlaka bu teknolojiyi bilmeleri şartı aranmakta ve iş başvurularında bu durum göz önüne alınmaktadır.

Günümüzde çocukların büyük bir kısmı bilgisayar teknolojisiyle tanıştıklarından, büyük kullanıcılardan daha iyi kullandıklarını görüyoruz :) Ancak bu durumunda bazı istisnaları bulunmaktadır. Bu konu başlı başına tartışılması ve gerekli önlemlerin alınmasını gerektiren bir husustur… Bu yazımda, teknolojiye genel olarak bakışı değerlendirmeye çalışacağım…

Bilişim teknolojisi, meslek okulları dışındaki okullarda da artık ders olarak okutulmakta ve birçok okulun “Bilgisayar Laboratuvarı” bulunmaktadır. Bazı okullarda da teknoloji sınıfları kurularak, projeksiyonlarla ders işlenmektedir. Bu yaklaşım, alışagelmiş ders yöntemlerinin dışında olduğundan, öğrenciler tarafından ilgiyle takip edilmektedir. Öğretme yöntemlerinin günümüzde çok çeşitlilik kazandığını düşünürsek, öğretmenlerin de bu alanda kendilerini sürekli yenilemeleri ve öğrencilerinin dikkatini çekecek aktivitelerde derslerini anlatmaları gerekecektir. İyi bir eğitim–öğretim için şart olduğunu düşünüyorum…

Okulların dışında şirketlerde de bu teknoloji kullanılmakta ve çok büyük şirketlerin asla olmazsa olmazlar listesinde bulunmaktadır. Örneğin bir hastaneyi düşünürsek, tüm yapılan işlemlerin bir veritabanında tutulması ve bunların faturalandırılması gerekecektir. Onun haricinde yapılan testlerinde bu veritabanına aktarılarak, uzun ömürlü arşivlenmesi gerekecektir. Dolayısıyla böyle bir kurum için bilişim sektörü kaçınılmazdır. Bu ve buna benzer yüzlerce örnek verilebilir.

Yükseköğrenimdeki yerinden bahsedelim biraz… Bilişim sektörünün birçok bölümü, üniversitelerde bulunmakta ve öğrenciler bu bölümde okuyarak ilgili bölümde iş sahalarına yönelmekteler… Bilgisayar Programcılığı, Bilgisayar Öğretmenliği, Bilgisayar Mühendisliği temel olarak çıkan ilk bölümlerdir. Zamanla bilgisayara bağlı kalarak yan dallar ortaya çıkmıştır. Bilgisayar Kontrol Öğretmenliği gibi… Bu okullarda eğitim-öğretim alan öğrenciler, sadece okullarından aldıkları eğitim ve öğretimle iş piyasasında tutunmaları zordur. Kendilerini de bu alanda geliştirmeleri gerekmektedir.

Bilişim sektöründe verilen hizmetlerden bahsedelim birazda… Bu teknolojiyi öğrenmek için çeşitli kurslar, eğitim CD leri oluşturulmaktadır. Bilgisayar sadece, işletim sisteminden (Örnek: Windows, Linux) ya da kelime işlem programından (Örnek: Office) oluşmamaktadır. Bunun dışında fotoğrafçıların kullandığı, matbaaların kullandığı, internet tasarım programcılarının kullandığı ve programcıların kullandığı çeşitli programlar bulunmaktadır.

Bilişim sektöründe bu kadar geniş alan olunca bunların hepsinde uzman olmak söz konusu değildir. Ancak bir alanda ilerleyerek, gerekse o alanda üretim yapmak ve gerekse hizmet yapmak mümkündür. Bugün kurslar, hizmet dalında çalışmaktadırlar. Çeşitli dönemlerden oluşan kurslarını açarak, öğrencilere ilgili alanda ders vermekteler… Bitirdikleri zamanda o programdan sertifika almaktalar…

Kursların dışında Eğitim CD leri oluşturan sektörler oluşmuş ve bu sektörlerde ücreti biraz daha yüksek olan kurslara karşı daha cuzi bir fiyatla bilişim sektörünü öğrencilerin evlerine taşımayı hedeflemişlerdir…

Bütün bu değerlendirmeler kapsamında vatandaşın buna bakışından bahsedecek olursak… Türkiye’de henüz bilişim sektörüne gereken ilgi verilemektedir ve bu meslekteki uzmanlar bu aşamada sıkıntı çekmekteler… Örneğin, bir internet sitesi yaptırılırken, söylenilen fiyat çok fazla görülmekte ve daha farklı arayışlara gidilmektedir.

Bilişim sektörü çok zahmet isteyen bir sektördür. Ancak insanlar yapılan hizmetlere biçilen ücretleri çok fazla görmekte ve yadırgamaktadır. Oysa o hizmeti ortaya koymak için programcı ya da üreticilerin neler çektiğinden habersizlerdir!

Eğitim CD leri oluşturan kişilerde sürekli sıkıntıda bulunmaktalar… Ülkemizde yapmaktan çok kırmakla uğraştıklarından, maalesef emekler boşa gitmekte ve emeğin karşılığı alınamamaktadır. Bu durum bu hizmetleri veren kişileri oldukça zor durumda bırakmasına sebep olmaktadır.

Yok eden değil, üreten bir toplum; çalan değil yapan bir toplum; kopya eden değil, yeni buluşlara imza atan bir toplum olmak durumundayız. Ancak zafere bilgimizle ulaşabiliriz. Her şey gönlünüzce olsun…

15 Ekim 2007

İnsanlıktan Anlamayan Terör

Güzel dinimiz İslam’da asla bir insanın canına kıymak yoktur. Masum bir insanın canına kıymak yoktur. Ancak savaş şartları gerçekleşirse kıyılabilir… Terörlerin kalbi yoktur ki, insanlıktan anlasınlar, yine onların kalbi yoktur ki masum birini öldürmek ne demektir, bunu anlayabilsinler; kavrayabilsinler…

Bunları besleyenleri lanetliyorum. Çünkü bu teröristlerin kaybedecek hiçbir şeyleri yok. Dolayısıyla kendisine uzanan el, iyi de olsa; kötü de olsa kabul etmekteler… Bugün tabir edilen dış ülkelerin desteğiyle yaşamlarını sürdürüyorlar derken, tam anlamıyla bu destekten bahsetmekteler… Terörler doğuya mal bir şey değildir. Diğer bir anlamla bütün Kürtler teröristtir diyemeyiz. Bir Kürt değilim ancak Kürt=terör kavramını asla desteklemem. Birkaç çapulcunun faaliyetleri bütün bir topluluğa mal edilemez… Bu ancak insanlık ayıbı olacaktır.

Öncelikle Allah’tan şehitlerimize rahmet ve yakınlarına sabırlar diliyorum. Terörün her türlüsünü de lanetliyorum.

İnsanlar, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’in “Kendiniz için istemediğinizi, kardeşiniz için de istemeyin; kendiniz için istediğinizi, kardeşiniz için de isteyin” hadisini tam anlamıyla anlayabilseler ve uygulasalar; emin olun ki, ortada savaş denen bir kavram bile olmazdı… Ama insanların maddi menfaatleri her şeyin üstünde olduğundan, kıyamete kadar savaşlar asla dinmeyecektir.

Bugün terörün bitirilmesi için sınır ötesi operasyonlar için hazırlıklar yapılıyor… Bu kararın çok önceden verilmesi gerekirdi. Çünkü yıllardır gördük ki, terör asla insanlıktan anlamamaktadır. Bu süre içinde bombalarla sivil halka zarar veren, askerlerimizi şehit eden bu vahşetin bir an önce durdurulması gerekmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, bu güce sahiptir. Ancak doğru kullanılması şarttır.

Diğer taraftan bir Türk genci olarak şunun bilincindeyim ki, bir gün savaş olacak ve bizler gözümüzü asla kırpmadan canımızı feda edeceğiz. Bir canımız vardı onu da bu vatan uğruna feda etmeye hazırız. Gözlerimizin bebeği, ay yıldız; kalbimiz Türkiye diye atmaktadır. İstiklal Marşımız yüreğimizi dağlamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti, asla hiçbir devletin topraklarına gözünü dikmemiştir, cennet mekân Türkiye’mizin topraklarına da göz dikenlerin gözleri muhakkak kör olmaya mahkûmdur.

Çeşitli hesaplarla Türkiye’yi bölmeye çalışan kuvvetler, bu hesaplarında boğulacaklardır. Türkiye Cumhuriyeti, onlara gerekli cevabı verme gücünü her daim yanında bulacaktır. Hiçbir ülke, bir başka ülkenin topraklarına göz dikemez. Yüce dinimiz İslam, bu konuda bize vize vermekte ve ülkeniz için, bağımsızlığınız için, çocuklarınızı, eşlerinizi korumak için cihat edebilirisiniz demektedir.

Her ne kadar yanlışlar yapılsa bile bu yanlışların çok hızlı bir şekilde düzeltilip toplumsal birlik ve beraberlik sağlanmalıdır.

Bugün Kürdistan diye bir yer tanımlanmakta ve ülkemizin yarısı bu meçhul ülke içersinde gösterilmektedir. Yine bu harita dünya da süper güç diye nitelenen devletin ordusunda da bulunuyorsa, biraz düşünüp neler olduğunun muhasebesini yapmak gerekir. Bugün altınlarımızı, petrollerimizi kısacası yeraltı zenginliklerimizi bizler kullanamıyoruz. Bunları işleyemiyoruz… Neden bekletiliyoruz peki?

Kendilerini çok zeki zannedenler, bunun sadece bir suizandan ibaret olduğunu tarih en çarpıcı bir şekilde onlara yaşatacaktır. Türkiye’nin sabır taşlarıyla oynayanlar, paslanan gücünü canlandırmaya çalışanlar, kendilerinin ölüm fermanlarını imzaladıklarını biliyorlar mı acaba?

Bugün dost diye nitelenen devletler, ermeni tasarısı gibi bir saçmalığı meclislerinde kabul ederek, Türkiye’nin Ermeni Soykırımı iddialarını yaptığını resmen onaylıyorlar. Ve biz bunlara dostumuz(!) diyoruz. Ben hiçbir zaman bir dış ülkenin bize dost olacağını düşünmedim. Düşünmemde mümkün değildir, bizim dostlarımız Türk cumhuriyetleridir. Bize bizden başka dost yoktur. Bugün AB çatısı altına girmeye çalışacağımıza, gerçek dostlarımızı görüp, onlarla bir çatı altında toplanmayı denemek çok daha güzel ve anlamlı olacaktır.

İnsan haklarını, her devlet koruyabilir. AB standartları gibi yüksek olmasını gerçekten istiyorsa Türkiye, bunu yapmak için AB’ye girmesi şart değildir. Bunu tek başına yapma gücü kendisinde mevcuttur.

Bu düşüncelerle, tekrar şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine sabırlar diliyorum. Onlar asla üzülmesinler, aslanlar gibi bu vatan uğruna canlarını verdiler. En güzel makama, şehitlik makamına ulaştılar. Terörün her türlüsünü şiddetle lanetliyorum. Türkiye Cumhuriyeti bunların hesabını soracaktır, buna gücü vardır, hakkı vardır.

08 Ekim 2007

Küçük Bir Kalp Sevdirmeye Var mısınız?

Eskiden torbalarımızı alır, çıkardık sokağa… Başlardık kapıları aşındırmaya… “Amca, dayı, teyze, abi, bayramınız mübarek olsun”, onlar da hazırdırlar hemen şekerlikten şekerimizi torbaya atarlardı… Bazen bazı amcalar da para verirlerdi :) Herkes birbirine, şu amca para veriyor der ve herkes oraya koşardı…

Bugün yirmi üç yaşındayım… Bugünleri hatırlayınca, tebessüm ile gözyaşı arasında kalıyorum… Gülüyorum çünkü o kadar şekeri ben mi yiyecektim :) gözyaşı var çünkü zaman ne kadar çabuk geçiyor… Ardımıza bakınca hiçbir şey yapamamanın üzüntüsü var… İşte bunları en iyi şekilde görebilmemiz lazım, bir on yıl sonra tekrar geriye bakınca, bir adım da olsa bir şeyler yapabildiğimizi görebilmeliyiz… Çocukların dünyası tertemizdir, rengârenktir… Onlara göstereceğiniz bir tebessüm bile onları mutlu etmeye yeterlidir… Yoldan geçerken küçük bir çocuğa göz kırpmanız bile onu mutlu edecektir…

Çocuklarımızın, kardeşlerimizin yeri evleridir, sokaklar değildir. Onların yeri sınıflarıdır, sıralarıdır; sokakta köşe başları değil, peçete satmak değildir. Onların en iyi şekilde eğitim almasını sağlamak hepimizin boynunun borcudur. Özellikle anne ve babaların bu hususta çok iyi düşünmelerini dilerim. Lütfen bencil olmayalım… Ne geliyorsa başımıza, hep bencilliğimizden geliyor…

Çocuk esirgeme kurumlarında olan yavrulara da toplum sahip çıkmalıdır. Anne ve babaların yaptığı hataların faturası asla bu yavrucaklara kesilmemelidir. Böyle bir zihniyeti de lanetliyorum… Tertemiz bir dünyası olan o minik kalplere, bu haksızlıklar yapılmamalıdır.

Toplumun neredeyse kanayan yarası haline gelmektedir bu kurumlar… Çünkü anne ve baba şefkatinden yoksun bu çocuklar… Çünkü aile ortamından uzak bu çocuklar… Çocukların içindeki boşluklar sokak tarafından kapanırsa, korkarım ki; bu ilerde kapanmayacak yaralar açacaktır.

Zaten bu hususta da şikâyetçi değil miyiz? İyi de kimi, neye şikâyet ediyoruz? Bu duruma duyarsız olan kendimizi mi şikâyet ediyoruz… Bu yazıyı o kadar çok uzatmak isterim ki…

Lütfen çocuklara ulaşalım, en azından birine ulaşalım; bayram sevincini yaşamasını sağlayalım… Bayramlıklar hediye edelim… O minik kalpleri sevindirelim…

Her şey gönlünüzce olsun, bayramınızı en içten dileklerimle kutlar; ailenizle birlikte mutlu ve huzurlu geçmesini dilerim.