24 Haziran 2007

Gençliğin Uyanışı...

Zaman geçiyor ve yeni nesil, hedefsiz bir şekilde ilerliyor… Bu hedefsiz ilerleyişse, bizleri kalpten yaralıyor. Çünkü hedefi olmayan bir toplum her konuda geri kalmaya mahkûmdur.

Tozpembe olayların akışına takılmış bir gençlik, gelecek adına bizlere bir şeyler göstermiyorlar. Bu durum, gelecekte nasıl bir tabloyla karşılaşacağımızın ipuçlarını veriyor. Bu ipuçları da hiç içimizi ısıtmıyor ve bizleri ürkütüyor! Hızlı bir değişim var, bu doğru… Asla bu durum inkâr edilemez. Bu hızlı değişim, maalesef düşünce süzgecinden geçirilmiyor! Bu değişimin zararlarından ise herkes payına düşeni en iyi şekilde alıyor! Elbette, karamsar olmamak gerekir ancak mevcut durumu görememekte sadece kendimizi kandırmak demektir.

Gençlerin uyanması için yüzlerce kitap yazılıyor, ama okuyan sayısı sın derece sınırlı! Zaten kitap okuyanlar “Uyanış”a kavuşmuş kişiler… Asıl hitap edilen kesime henüz ulaşılmış değil… Bunun için yapılacak tek şey onları bu hazineye ulaştırabilmek! Bütün öğretmenler, aileler, herkes daha ilköğretimdeyken çocuklara kitap okumayı sevdirmelidirler. Okusunlar, araştırsınlar ve öğrensinler. Kulaktan dolma bilgilerle yarı yanlış yetişmelerinin önüne geçilmesi lazım…

Bugün yükseköğrenimde okuyan kişi sayısı oldukça fazla, yine bu kişiler içerisinde kitap okuyan sayısı bunun aksine çok az ve kültürsüz bir yetişme tarzı görülüyor… Yine bu durum, endişelere yol açıyor… Kulaklarında küpeler, çenelerinde, burunlarında metaller ve neredeyse metal yığınına dönüşmüş bazı insanlar; gelecek nesle örnek olacak! Bu kişileri suçlamak yanlış, tamamen suçlamak yanlış; ama derhal bu kişilerin uykularından uyandırılmaları lazım! Çünkü bu yaptıklarının bilincinde olduklarını düşünmüyorum. Toplumda, özellikle gençlerde bir batı hayranlığı almış başını gidiyor! Bu hayranlığın nedeni bile belli değil, her şey çok farklı gösteriliyor, bu gençlere… Oysa hiçbir şey o kutuda (televizyonda) göründüğü gibi değil! Ve batıda özenilecek hiçbir şey yok, bizler kendi kültürümüzü tam anlamıyla öğrensek, işte o zaman ülkemiz daha da gelişecektir… Ama kültürsüzlüğe kendimizi özendirmek ne kadar doğrudur, bunu da sizlerin vicdanlarına havale ediyorum. Hayatta, neden bir gaye ve hedefin olması gerektiği bilinci, gerek medya ve gerek yazılı eserlerle gençlere en iyi şekilde öğretilmesi gerekir.

Son zamanlarda kişisel gelişim kitapları, yanlış yoldan çıkıp; doğru yolu bulan kişileri anlatan romanlar, kitaplar oldukça fazla… Bunun sebebi, toplumun buna “aç” olmasından kaynaklanıyor… Sadece kendimizi düşünmemiz ve sadece maddi değerler noktasında takıntımızın sürmesi, bizi bu noktaya ulaştırmıştır. Gayesi ve hedefi olmayan bir nesil, patlamaya hazır bir bomba gibidir. Zararlı kişiler, mutlaka bu bombaları kullanmak isteyecektir! Bu bombaların da kaybedecek hiçbir şeyi olmadığından, zararlı kişilerin emellerine alet olacaklardır. Bunun için hedef ve gaye bilinci, gençlere en iyi şekilde verilmelidir, neden verilmesi hususu da gayet net ve açıktır.

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığından uzaklaşarak, elimizi taşın altına koymamız lazım… Bazı teşviklerle bütün gençleri hayatın anlamında buluşturmamız lazım. İşte o zaman, Türkiye’nin önünde hiçbir güç duramayacaktır…

22 Haziran 2007

Resimli Osmanlı Tarihi

Gençlerin güzel tarihimizi en iyi şekilde öğrenmeleri tüm öğretmenler ve tüm insanlar tarafından sağlanmalıdır. Çünkü tarih demek, geleceğe ışık tutmak demektir. Tarihinden habersiz olan bir nesil de geleceğinden habersiz bir nesil demektir. Tarihimizi bilmeli ve geçmişte önümüze konulan pusulara düşmemeliyiz ki, yarına düşe kalka değil; başımız daima dik, alnımız daima ak olarak gidebilelim. Tarihimizi en iyi şekilde anlayabilmek ve anlatabilmek dileğiyle...



Resimli OSMANLI TARİHİ
YAVUZ BAHADIROĞLU
Altı asır
ayakta duran ve üç kıtaya hükmeden Osmanlı…


  • Çağ değiştiren ve dünyaya yüzyıllarca adaletle hükmeden bir devlet…
  • Gittiği her yere, inancın, medeniyetin ve insanlığın ışığını götüren yüce bir ideal…
  • Fetihten fethe koşarak Osmanlı’yı bir cihan devleti yapan 36 padişah…
  • Akıcı ve sıcak bir üslup; çok sayıda orijinal resim, gravür, minyatür ve harita…
  • Yıllar süren titiz çalışmaların ürünü, kütüphanelerin vazgeçilmez kaynağı…

Tarihçi-Yazar YAVUZ BAHADIROĞLU’ndan gençlere Osmanlı Tarihini doğru ve samimi şekilde öğreten bir eser…

07 Haziran 2007

Ben de Varım...

Ertan Doğan'ın kaleme aldığı bu kitabı henüz okuyamadım ama hemen alıp okuyacağım. Bir dergide dikkatimi çeken bu roman, binbir zorluk içerisinde yazılmış...

Ve inanıyorum ki, içerisinde çok büyük dünyalar vardır. Sizlerde hiç vakit kaybetmeden hemen alınız. Bu kendinizi geliştirmek yönünden, insanlık adına geliştirmek yönünden çok faydalı olacaktır. Kitabı okuduktan sonra da yorumlarımı ekleyeceğim.

03 Haziran 2007

5. Türkçe Olimpiyatı…

Bugün Türkçe Olimpiyatlarının beşincisi düzenlendi… O kadar güzeldi ki, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Düşünsenize yüz ülkeden beş yüz elli öğrenci geliyor ve Türkçe konuşuyor, Türkçe yazıyorlar…

Yine düşünün, şiir okuyorlar, şarkılar, türküler söylüyorlar, hem de Türkçe olarak… Bir gün oralara gittiğinizde sizinde Türkçe konuşacağınız birilerini görmek sizi ne kadar sevindirecek ve oradaki sıkıntılarınızı azaltmanıza vesile olmayacak mı? Mutlaka olacaktır… Türkçe, bir sevgi dilidir… Bütün insanların sevgisi vardır. İşte bu olimpiyat günü, sevgi o kadar ayyuka çıkmıştı ki, bu sevgi şiirlerle, türkülerle, makalelerle, oyunlarla dile getirildi… Bu sevgiyi diliyle anlatamayanlar, göz kapaklarına müdahale etmedi ve özgürce gözyaşı yüzlerini sardı…

Yine bu güzel birliktelik ile savaşın gereksiz olduğu, istenirse bu mutlu tablo gibi, tüm dünyanın da bu şekilde kardeşçe bir tablo kurulabileceğinin mesajları verildi… TBMM başkanı önemli bir hususa deyindi, “kendince üçüncü dünya savaşı senaryoları hazırlayanlar, bu tabloyu göz ardı etmemeliler!” dedi. Ve bizde bu anlamlı görüşe katılıyoruz…

Bende bu senaryolar üzerine konuşmak istiyorum… Savaş senaryoları… Bir defa bir kitabı bir kitap sitesinde inceliyordum. Tanıtım kısmını okuyorum, baktım savaş falan şu oluyor bu oluyor, dedim herhalde eski savaşlardan bahsediyorlar, bir baktım isimler güncel! O zaman anladım… Ya nasıl böyle bir şey yapılabilir? İnsanların akıllarına savaş psikolojisini mi aşılamak istiyorlar? Böyle bir zihniyet olmamalıdır! Silah değil, gül uzatın… Maalesef böyle yapıtlarla okuyuculara kitap değil, adeta silah uzatılmış gibi oluyor kanımca!

Bu güzel olimpiyat, bize birçok şeyi görmemize olanak sağladı… Dilerim bunları göz önüne alıp ona göre işlerimizi gerçekleştiririz… Çünkü o kadar güzel yüreklere sahibiz ki, önemli olan onu en iyi şekilde değerlendirmektir…

Bir şeye daha dikkat çekmek istiyorum… Özellikle eğitim kurumlarında bu tip diyalogların yaşanması beni hayli hayli üzmektedir. Mesela biri, “ben şu işe onay verdim!” demiyor, “ben şu işi okeyledim!”… İşte o an duruyorum, ne kadar düştük diye düşünüyorum o an… Çünkü “okey” Türkçe değil ve insanlar bu kelimeyi günlük yaşantılarına aktarmış. “Tamam” anlamında olan bu kelimeyi neredeyse herkes kullanıyor… Çok acıdır, adamın biri “bugün dersim full dolu” der. Bunu söyleyen insanlarda maalesef öğretmenlerden bazıları! Dikkat edin bazıları diyorum, hepsi değil… Yine “full” kelimesinin ne anlama geldiğini soruyorum, “tam” anlamında kullanılır diyor. Peki, “Türkçemidir?” diye sorduğumda, “galiba evet” cevabını alıyorum… Bu şunu gösteriyor, fütursuzca kullanılan sözler; maalesef zamanla toplum içerisinde yer ediniyor ve sanki Türkçeymiş gibi kullanılıyor, bu da bizim Türkçeyi yanlış bilmemize neden oluyor.

Türkçeyi kullanma konusunda medyada çok büyük hatalar yapmakta! Medyanın da bu anlamda ciddi olmaları gerekir. Çünkü yaptıkları hatalar, toplum tarafından doğru kabul ediliyor ve hatanın adı oluyor “doğru!”… Bu gibi sakıncalı durumlara dikkat etmeli ve her zaman için elimizden geldiği kadar uyarmamız gerekir. İşte o zaman Türkçenin güzelliğine ulaşacaklardır o kişilerde…

Türkçe sevdalıları olmak ve Türkçeyi daima sevmek, sevdirmek dileğiyle…