28 Mayıs 2007

O'na Secde Yakışıyor - Ahmed Günbay YILDIZ

Mert olan ama Rabbinden uzak yaşayan bir gencin hayatının anlatıldığı bu roman sürükleyici ve etkileyici, özellikle Saltık Buğra'nın Allah'ın karşısında secdeye eğilince şeytanın onu kandırması ve Rabbinin karşısında secde etmekten vazgeçme anı insanı gözyaşlarına boğmakta… Hristiyan olan Meryem, güzel din İslam ile Serdem sayesinde tanışır ve Saltık Buğrayla evlenmek ister… Annesi koyu bir hristiyan olan Meryem, bu durumu nasıl annesine anlatacaktır bunu düşünür ve şunu söyler annesine:

"Ben şunları öğrendim anne:
O'na kul olmak için insana inanç,
kalbe adanış, dile dua ve
yakarış yakışıyor…

İbadetler arasından ise O'nun azameti
karşısında kula saygıyla eğiliş
ve daha da önemlisi,
O'na secde etmek yakışıyor anne!..
Bunun içinde kitapların en sonuncusu
olan Kur'an'a ve son peygamber olan
Hz. Muhammed Mustafa'ya (sav) kalbi
bir adanış gerekiyor.

İslam sonrası, geriye dönüşlerin isyan
olduğunu onaylayan yüreğime ne olur
müdahale etme anne!

Sende gel, vallahi bütün ibadetlerin
arasında O'nun azametine en yakışanının
secde olduğunu öğrendim…"

23 Mayıs 2007

Beni Bırakma Anne - Burcu ERCAN


Burcu ERCAN’ın kaleme aldığı roman gerçekten de sürükleyici bir roman olmuş, kalemine sağlık… İlk başlarda bir annenin ölüm anının konu alındığı kitapta ölümün ne kadar zor olsa da bir kavuşma olduğu vurgulanmış… Melek Hanım’ın engin manevi gücü bu işi daha da kolaylaştırmıştır. Öte yandan Melek hanımın yaşadığı olaylar da çok zor ve ağlatıcı… Sizi bilmem ama ben ağladım…


Belki birileri, ağlamak erkeğe yakışır mı, diye hayıflanabilir… Asla böyle düşünmesinler aslında, “ağlamayan erkek olur mu?” diye sorarım ben…


Manevi yönden zayıf olan Feryaz, bu durumu kabullenmekte zorlanmaktadır… Diğer taraftan Melek hanımın bütün güvenini kötüye kullanan bir baba… Okurken ağlamamak için kendinizi tutacaksınız…


Feryaz’ın babası eve yeni birini getirir ve bu kız Feryaz’ı çileden çıkarır. İki yüzlü birisidir… Şahsen en nefret ettiğim kişiliktir bu! Bu satırları okurken gerçekten de sinirleriniz gerilecektir…
Ama bir gün bu dünya meşgalelerinden kurtuluyor ve hidayete kavuşuyorlar… Benden kitabı aktarmamı beklemeyin, alın okuyun… Sigaraya vereceğimiz para ile çok daha güzel şeyler yapabiliriz…


Sağlıcakla kalın…


20 Mayıs 2007

Ümit...

Ümit, herhangi bir olayı istemektir, olmasını dilemektir… İnsanlar da güzel yaşamayı ümit eder ve o ümitle bütün zorluklara katlanırlar… Çünkü bir beklentileri var, bir umutları, ümitleri var…

Zaten büyük şairimiz, M. Âkif Ersoy;

“Doğacaktır sana vaat ettiği günler, Hakkın!
Kim bilir; belki yarın, belki yarından da yakın…”

Dizeleriyle de Türk ordusunu ümit etmeye yönlendirmemiş midir? İstiklâl Marş’ımızın her mısrası bize bir ümit vermekte ve bizi şahlandırmaktadır. Çünkü o gün o duygular içerisinde şanlı marşımız yazılmıştı… Yazanlar ise kadınıyla, çocuğuyla, yaşlısıyla, aslan gibi Mehmetçiğiyle savaş meydanlarına koşanlardı… Usta şair, Âkif de zaten bunun böyle olduğunu dile getirir… Onlar yazdı, ben aktardım der…

Bir karınca, Kâbe’ye gidiyormuş… Yolda görenler alay etmişler, o küçücük bacaklarınla Kâbe’ye mi gideceğini sandın? Karınca, gidemezsem bile o uğurda ölürüm ya demiş…

Kötü durumu dile getirmek karamsarlık değildir, karamsarlık; kötü durumu sürekli dile getirip, bu kötü durumu düzeltecek hiçbir harekette bulunmamaktır! Yoksa durum kötü gidiyorsa bunu güzel gidiyor şeklinde yorumlamak sadece kendimizi kandırmaktan öteye gidemez…

İnşallah kalemimle her gönle ulaşabilir ve o değerli gönüllere güzelliği, sevgiyi, hoşgörüyü en iyi şekilde aktarabilirim… Yine biliyorum ki, artık bizler bilgiye susamış insanlarız, okumaya susamış insanlarız…

İşte bunlar birer ümittir… Kitabının yazıp da nasıl yayınlayacağım diye düşünmüyorsanız, bir beklentiniz varsa bu bir ümittir. Allah can sağlığı verir ise emekliliğinizde alacağınız tazminatla bir ev almak ya da bir iş kurmak bir ümittir. Yorgun bir adamın eve gidip dinlenmeyi arzu etmesi bir ümittir…

Kısacası hayat her zaman ümitler üzerine kurulmuştur. Tabii her şeyin bir sebebi vardır, bunu da ayrı bir yazımızda dile getiririz…

Ne mutlu ümidini kaybetmeyene, ne mutlu güzel işler yapanlara…

Her şey gönlünüzce olsun…

18 Mayıs 2007

Faydacılık…

İnsanların bulunduğu her yerde faydacılıktan bahsedebiliriz. Faydacılar, kendilerini toplum içerisinde uyanık addederler… Ne kadar doğru bunun tespiti konusunda konuşacak değilim…

Faydacıların yaptığı bir iş vardır ki, sadece kendi menfaatlerini düşünürler ve diğerleri asla kendisini ilgilendirmez… Bugün iş dünyasında bunu şiddetli bir şekilde görebiliyoruz… Karamsar olmamakla birlikte mevcut durumu anlatmak istiyorum… Günümüzde asgari ücret denen bir ücret var. İnsanların açlık sınırı olarak bin YTL nin üzerinde bir rakam sunuluyor! Demek ki, bizler açlığın açlığı sınırında yüzüyoruz! Bu ücreti belirleyen insanlar da sadece kendi sofrasını düşünen insanlardır…

Kabaca bir hesap yapmak gerekirse, bugün ki asgari ücret üzerinde bir hesaplama yapmak gerekirse, dört yüz üç YTL olan asgari ücretle neler yapılıyor görelim… İki yüz YTL ev kirası verilse, yüz YTL ile elektrik, su, telefon gibi faturalar ödense; geriye kalan yüz YTL ile acaba nasıl aybaşı getirilebilir, bunu vicdanlara sormak gerekir…

Bu asla bir isyan değildir, Allah bizi isyan etmekten korusun (âmin). Şu hikâyeyi duymuşsunuzdur, bir gün devlet başkanları toplanır ve ekonomiyi konuşurlar:

– ­İngiltere başbakanı, ben halkıma ayda 2000 € veririm. 1500 € ihtiyaçlarını karşılarlar, diğerini ne yaparlar sormam.
– Almanya başbakanı, ben halkıma ayda 1500 $ veririm. 1000 $ ihtiyaçlarını karşılarlar, diğerini ne yaparlar sormam der.
– Sıra gelir Türkiye’ye… Biz asgari ücret diye bir şey öderiz. Bununla ihtiyaçlarını nasıl karşılarlar, bilmeyiz; nerden karşıladıklarını da sormayız da…

Hikâyedeki cümleleri tam net aynısını yazmamış olabilirim, ancak hikâye ana hatlarıyla buna benzer bir şeydi… Sonuç itibariyle her ne kadar hikâye bile olsa gerçeklerden biridir… Bugün Avrupa Birliğine girmeye çalışan Türkiye’nin bu kapının önünden bile geçemeyeceği gerçeğini acaba ne zaman anlayacak?

Konu faydacılıktan AB’ye geldi… Çünkü her yerde faydacılar var… Devam edeyim… AB demişken susmak olmaz; AB’ye girmek isteyen Türkiye, ya bütün haklarından el etek çekip AB’ye teslim olacak ya da ekonomik güçlülüğünde zirveye ulaşıp saygın bir üye olacak… İki seçenek duruyor, Türkiye’de ekonomi her nedense sadece rakamlarda ve kâğıtlarla ilerlerken, meydanlarda bunu asla hissetmiyoruz! Bugün alım gücü artmamıştır. Aksine beter bir duruma gelmiştir. Sorarım size bugün kim kolay bir şekilde ev alabiliyor? Eskiden ev alabilmek, şimdiye göre çok daha iyi bir durumdadır…

Bir genç nesil olarak, siyasetten artık bir şey çıkmayacağına kanaat getirmiş bulunmaktayım… Belirledikleri rakamlarla sadece kendi bütçelerini ayarlıyorlarmış gibi… Bu olaylar kendi açımdan değerlendirdiğimde tüyler ürpertici bir durum!

AB sevdası ile birçok şeyden vazgeçeceğimize kendi ayaklarımız üstünde durmayı deneyip, kendi ekonomimizi şahlandırsak ve yine insan hakları konusunda gereken önemi titizlikle versek; sorarım size AB birliğine girme hayali yine de olacak mıdır? Tuzaklarla dolu olan bir yolda gitmek açıkçası asla gönlüme sığmıyor… Bundan çok kısa süre önce bizim hakkımızda söylenmeyen söz bırakmayan bu ülkeler, bugün nasıl olurda melek kesilirler! Melek yüzlü şeytanlara aldanmamak gerek diye düşünüyorum…

Şu yüzyıldan bu yüzyıldan bahsederler, çağdaşlıktan falan bahsederler, ama sömürgecilikten asla vazgeçmezler… Bütün samimiyetimle söylüyorum ki, bu ülkede asgari ücret denen bir şey de olmasa, inanın o ücretin altında bile eleman çalıştıran yerler olacaktı… Hem de sosyal güvencesiz… Bilmiyorum bu durum karşısında sizin görüşünüz nedir ama benim içim kan ağlıyor bu duruma! Hatta şimdi bile asgari ücret denilen ücretin altında çalıştırılanlar bile mevcut… Deneme süresi adı altında sosyal güvencesiz altı ay çalıştırılıp giriş çıkış yaparak yine sosyal güvenceden mahrum edenler, tazminat haklarından faydalanmasın diye yapılan bu kâğıt üzerinde dönen pazarlıklar, insanların ne kadar çok madde bağımlısı olduğunu göstermektedir.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)’in “işçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz!” derken, bugün bırakın hak vermeyi, o cüzi parayı bile geç verenler var… Şu bir gerçektir ki, günler ilerledikçe çıkmaz daha da genişliyor ve önlemler alınmadığı takdirde kilitlenecektir… Bizler geleceğe umutla bakmak istiyoruz ki, onun için kendimi zorluyorum… Çünkü kalemimle sevgiyi yaymak istiyorum ben… Az da olsa bir kesime seslenmek de bu yaralara merhem niteliğinde olacaktır inşallah…

Allah bizi daima sabredenlerden eylesin ve hepimize yardım etsin (âmin)…

17 Mayıs 2007

Ben Büyüyünce Doktor Olmıycam

Dr. Taner AKMAN'ın kaleme aldığı bu anı-roman türündeki kitap, bir tıp öğrencisinin hangi zorluklarla karşılaştığını anlatmaktadır. Bunu okurken kimi zaman çok gülecek, kimi zaman ise çok ağlayacaksınız.

Bütün öğrencilerin gerçek hayatı anlama noktasında okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum...

Yazarın yeni kitabı da çok kısa zaman sonra yayında olacak... Yazarın kitabına ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayınız...

www.akman.gen.tr

10 Mayıs 2007

www.kariyervideo.com

Bir zamanlar bilgisayar yoktu... İnsanlar şimdi yaptıkları işi çok daha fazla zaman harcayarak yapıyordu, bir muhasebeci, bir memur vs. vs. ama şimdi herşey çok daha kolay...

Yetmedi tabii ki, öğrendikçe öğrenmeye devam etti insanoğlu, ama birşeyleri eksik bırakarak ama tamamlayarak...

Geldik bugüne, artık bilişim dünyası nitelikli insan istiyor... Kariyervideo.com bilgisayar programcılığı konusunda güzel bir proje... Videolarla bildiklerini başka insanlara sunan bu siteye teşekkür ediyoruz.

Artık bilgisayar okur yazarlığının mutlaka olması gereken bir döneme başladık. Bu ve buna benzer siteler çok önem kazandı. Ayrıca kariyervideo.com'un çok tutulan ve çok yaygın bir site olacağı kanısındayım...

Bilgiye değer veriyorsanız, buluşma adresimiz KARİYERVİDEO.COM

Görüşmek dileğiyle...

08 Mayıs 2007

Bir Dua...

Allah’ım, ne zaman olursa olsun, ne olursak olalım, daima Sana layık bir kul olmayı nasip et. Bize bahşettiğin hayatımız boyunca, asla kötü işler yapmayı nasip etme. Kararlarımızı doğru verebilmemiz için bize yardım et, bize yol göster Allah’ım…

Bir gün, herhangi bir şekilde şeytanın tuzaklarına düşersek, iş işten geçmeden ayağa kalkmayı nasip et Allah’ım. Bizi daima doğru kişilerle karşılaştır ve doğru kişilerle arkadaş, dost olmayı nasip et.

Hayatımızı birleştireceğim veya birleştirdiğimiz insanı, beni ona; onu bana hayırlı kıl, dünya meşgaleleri içerisinde sudan sebeplerle kavgaya tutuşmamamız için bize yardım et Allah’ım… Her nerede olursak olalım, bizi geçim sıkıntısına koyma Allah’ım…

Bizlere sağlık, sabır, başarı, cesaret ver Allah’ım… Ümit kapılarının bir an bile kapanmamasını sağla Allah’ım… Aczimizi bilerek ümit kapına sığınıyoruz…

Maddi menfaatler uğruna kimseye haksızlık yapmamıza izin verme Allah’ım, bu girimimizi sonuçsuz bırak Rabbim.

Allah’ım hayatımız boyunca bizi kimseye muhtaç etme, el açtırma Allah’ım, hayırlı evlat olmayı ve hayırlı evlatlar edinmeyi nasip et Allah’ım…

Hayatımız boyunca bütün insanlara faydalı olacak yapıtlar sunmayı bizlere nasip et Allah’ım, gönüllerimizdeki sevgiyi, gönüllerimizdeki Sevgini kaleme almak isteyenlere bu güzel duyguyu nasip et Allah’ım…

Güzel düşüncelerin yeşermesini nasip et Allah’ım. İlk insan Hz. Adem’den beri lanet halkasını boynuna dolamış şeytanı bir adım bile yanımıza yaklaştırma Allah’ım, bize ulaşamasın…

Allah’ım, bize Hz. Eyyub’un sabrından nasip et. Allah’ım bize İki Cihan Güneşi Hz. Muhammed (S.A.V.) efendimizin güzel ahlâkından nasip et Allah’ım… Ona selamlarımızı ilet Allah’ım…

İnsanlara kurtuluş olarak gönderdiğin Kur’an-ı Kerim’i en iyi şekilde anlamayı ve anlatmayı nasip et Allah’ım…

Bilimde ilerlemeyi nasip et Allah’ım ve bu ilmi dünyadaki adaletsizlikleri ortadan kaldırmak için kullanmayı nasip et Rabbim. Beyinlerimizi eşsiz bilginle, ilminle kuşat Allah’ım… Sen Âlim’sin Allah’ım, Sen Kadir’sin, her şeyi bilen ve her şeye gücü yetensin, bu isteklerimizi geri çevirme; bize yardım et, bize merhamet et…

Âmin…

05 Mayıs 2007

Görsel Öğrenim

http://www.gorselogrenim.com/ alan adresinde çok yakında yayına girecek olan bu eğitim sitesinde nelerin olacağı hakkında biraz bilgi vermek istiyorum…

İlk olarak şunu belirtmek isterim ki, bu sitenin başlamasıyla birlikte CD’lerimizde faal durumda olacaktır. Eğitim CD’lerinde neler olacağından bahsedeceğim… Bir de ilk etapta bilgisayarla ilk tanışanlara hitap etmeyi düşünüyoruz. Bu anlamda çok büyük bir eksiğin olduğu kanısındayım…

Her ne kadar kurslar ve diğer Eğitim materyalleri olsa bile bunlar bu sıkıntıyı azaltmış durumda görünmemektedir. Elbette etkisi inkâr edilemez ancak tam çözüm de sunmamaktadır. Zaten cüzi bir şekilde elde edilecek bu CD’ler kursların veya okuldaki dersler için pratik yapma kaynağı bir tekrar sunma özelliği taşımaktadır.

İleriki günlerde sitemiz açıldıktan sonra sizlerin de taleplerini alarak yeni konuları belirleyecek ve bu alanda çalışmalarımızı gerçekleştireceğiz…

İlk etapta, “Bilgisayar Öğreniyorum Serisi” olarak adlandırdığımız, temel eğitim setini oluşturmayı düşünüyoruz… Daha sonra istek dahilinde çalışmalarına başlayacağımız, Word, Excel, Powerpoint, Access programlarının da ayrı ayrı detaylarına yer vererek çalışmalarımız olabilecektir…

Kimileri bu projeyi asılsız ve boş görse bile bizler, büyük bir sıkıntının olduğunu düşünüyoruz ve düşünmekle de kalmıyor; bizzat görüyoruz…

Görsel öğrenim, “öğrenmeyi kolaylaştırır” ilkesiyle yola çıkarak siz okuyucularımızın beğeni ve takdirlerini toplamayı amaçlar. Öncelikle eğitimin kalitesi için elimizden geleni yapacağız ve sonra da yapılacaklar size düşecektir…

Görüşmek dileğiyle…

Sorularınız için
gorselogrenim@hotmail.com (MSN)
gorselogrenim@hotmail.com
adreslerinden herhangi birini kullanabilirsiniz…

Hatalar Üzerine…

Bazen insanların çoğu istemeyerek hata yapabilirler. Zaten isteyerek yapmak, hata değil kasıttır… Yalan söylemek de bir hatadır…

Bu günlüğümü çok sevdiğim bir arkadaşım için yazıyorum… O’nun bazı düşüncelerinin yanlış olduğunu düşündüğümden kendisini ikna edebilmek adına bunu yazıyorum ve yine buna benzer düşüncede olanlar içinde hayırlı olmasını dilerek yazıma başlıyorum… Bunu okuyanlar bilsinler ki, kendilerine verilen değer üzerine bunca zahmete katlanıyoruz… Bunda bir sitem yoktur tabii ki, sadece sevgimin ne derece büyük olduğunu dile getirmek istedim…

İnsanlar sevdikleri kişiyi kaybetmemek için hata yapmak istemezler. Ama yaptıkları zaman da hemen bir köşeye atılacaksa bunun adı ne arkadaşlık olur, ne dostluk ne de güzel olan başka bir şey… Aynı şekilde yine sevdiğini kaybetmemek için yalan da söylemez; ama bazı zamanlar olur ki, yalan bile söyleyebilir. Bunun içinde onca yıllık hatırı bir köşeye atıp, bir defada silmek pek akıl kârı değildir. Çünkü insan her zaman affedici olmayı bilmelidir. Bunu her zaman kendimiz yapmakla yetinmeliyiz… Bana yalan söyleyenlere her zaman bir fırsatı daha vermişimdir ve onlar o fırsatı da tepmemek için yoğun çaba harcarlar…

İnsanlar hayatlarına giren yalanı, hayatlarından çıkarmalıdırlar elbette ki… Çünkü yalan bir yılandır… Zaten yalan kelimesi de yılana çok yakın! Allah yalan söylememeyi nasip etsin…

Peygamber efendimize o kadar türlü işkenceler yaptılar, yalan söylediler ki, Efendimiz (S.A.V.), Cebrail (A.S.); “Emret Ya Resulallah, şu dağı başlarına geçireyim” demesine bile, “Hayır hayır, onlar bilmiyorlar, belki içlerinden birinin çocukları iman eder” diye Cebrail’in bu teklifini reddetmiştir. Çünkü O, şefkat ve merhamet peygamberidir… Âlemlere rahmet olarak gönderilmişti… Elbette biz O’nun gibi olamayız, ama O’nun gibi olmaya çalışmalıyız. Çünkü O bizim tek örneğimiz…

Yine bu konuda örnek göstereceğim ikinci bir şahsiyet, Milli Şairimiz, büyük üstat M. Âkif ERSOY’dur… M. Akif’in yalanı sevmediği ve sözünde durmadığı arkadaşlıyla bu durumdan dolayı altı ay kadar konuşmadığı bilinmektedir. O küslük nedir bilmezdi, sadece konuşmazdı. Bu da o kişiye hatasını anlatmak amacıyla bir ders verici, cezalandırıcı bir durumdur. Yoksa bir yalandan dolayı hayatından tamamen koparıp atmak değildir!

Eğer âlemlerin rabbi Allah, biz sabırsız insanlar gibi düşünseydi(haşa), işte o zaman yer yüzünde insan kalmazdı. O, çok sabırlıdır ve merhametlidir. Tekrar ediyorum elbette bizler o kadar büyük bir sabır gösteremezsek bile gösterilenin onda birini yakalamamız durumunda, bugünün şartlarında en iyi insan olabiliriz…

Kendi piyasamızdan bahsetmek istiyorum, bilgisayar piyasasından başlayıp diğerlerine dert yanmaya başlayayım… Özellikle bilgisayar piyasasında yalan çok konuşulur ve bu benim hiç sevmediğim bir durumdur ki, bundan önemle uzak kalmaya çalışırım… Diğer piyasalarda da yalan mevcut, hem de büyük ölçüde… Bir gün ayakkabı almaya gittim, pazarlık yapıyoruz, pazarlık sonunda tam yarı yarıya fiyat düşüşü yaptı ve bunda bile kâr edebiliyor! Bu durum sadece kendimizi kandırmaktır… İnsanları kandırarak zengin olanlar varsa bile gün gelir o kişiden o para bir şekilde uçar gider…

Kısacası, ne olursa olsun her zaman ikinci bir şans düşünülmesi ve verilmesi gereken bir durumdur, Yüce Allah, her sabah kalkmamızla birlikte bize ikinci, hatta yüzlerce bir şans daha sunmuyor mu?

04 Mayıs 2007

www.gorselogrenim.com

Çok kısa bir süre sonra www.gorselogrenim.com faaliyetleriyle birlikte yayında olacak inşallah... Çok güzel şeyleri yapmayı planladığımız bu siteye herkesin katılımını ve desteğini bekliyorum.

Dilerim çok güzel şeyleri hep birlikte gerçekleştirebiliriz....

Okuma Hazzı…

İnsanların birçok haz duyduğu eylemler vardır. Kimisi sigara içmekten, kimisi kapıya vurmaktan, kimisi zarar vermekten haz duymaktadır. Bazıları da zil zurna sarhoş olup etrafa zarar vermekten hoşlanır…

Bütün bunlara baktığımız zaman ne kendimize, ne de etrafımıza tek bir faydası yoktur. Sadece koca bir zarar(!)dan başka bir şey değil… Yine o kadar gariptir ki, duman olan ya da yok olan paralara acımazlarda, kitaplara verilen paralara acayip acırlar ya, işte benim de içim ona acır… Duman olan ya da yok olan bir şeye acımayıp, ufkumuzu bilgimizi geliştirmeye yönelik kitaplara verilen paralara nasıl olurda acırlar?

Kültür farkı dedikleri bu olsa gerek! Okuma oranında en sonlarda yer alıyoruz… Herhangi birimizin eline bir metin verildiğinde hemen yüzlerinin buruştuğunu görebiliyoruz… Ve bir de biraz uzunsa bu metin, okumama isteğini açıkça belli ediyorlar. İnsanlar elbette kendilerini mesleki olarak geliştirecek kitapları da okumalıdır, ancak kişisel olarak da geliştirecek kitapları da mutlaka okumalıdırlar. Çünkü o kitaplarda bazen insan kendisini bulabiliyor… O yüzden ne olursa olsun okumaktan asla uzak durulmamalıdır. Bu noktada küçüklerimize de bol bol kitap hediye etmeli ve onları okumanın önemini kavraması konusunda desteklemeliyiz…

Japonya da yılda bir kişiye yirmi beş kitap düşerken, Türkiye’de altı kişiye bir kitap düşmektedir! Bu haberi bir ankette duymuştum… Sonuç itibariyle, okumamanın sıkıntısını her zaman çekiyoruz ve böyle devam edersek çekmeye de devam edeceğizdir… Üniversite mezunlarının çok fazla olduğu günümüzde, maalesef birçok öğrencinin kitap okuma gibi bir alışkanlığı yok… Bu durum içler acısıdır, çünkü buradaki beyinler yarın çocuklarımıza, kardeşlerimize ders verecek insanlar…

Okumanın boş olduğunu düşünenler, insan mal mülkünü alıp gitmez; sadece bilgisini alıp gidecektir. Şunu da unutmamak lazım ki, çok okuyan insanlar geç yaşlanırlar, çünkü onlar daha çok okumaları gerektiğine inanırlar, okudukça acizliklerinin daha çok farkına varıp, daha çok daha çok okumalı ve bilgili olmalıyım demektedirler.

Buna birçok örnek vardır, köylerdeki yaşlılarımızla; yazarlarımızdaki yaşlı üstatlarımızı mukayese edecek olursak; işte o zaman ne demek istediğim daha çok anlaşılacaktır.

Geçen yıllarda kursa iki öğrenci gelmişti, alışık olmadığım bir durum vardı ki, öğrenci dediğim kişiler yaşları benim iki katımdan fazla büyükler… Neredeyse emeklilik dönemine gelmiş bu insanlar bilgisayar öğrenmek istiyor! Neden öğrenmek istiyorsunuz diye sorduğumda, “kendi işimizi kendimiz yapmak istiyoruz, neden biz bilmeyelim” cevabını alıyorum… Oysa kendilerine çok daha fazla lazım olacak olan yeni nesilde ise o iki büyüğün heyecanını ve isteğini göremiyorum… Bunlar okumanın ve bir şeyler yapabilmenin öneminin ne derece anlaşıldığının göstergesidir. Ve bu iki büyüğümüz güzel bir notla bilgisayar dünyasına “merhaba!” diyerek yollarına devam ettiler. Oysa yeni nesilden kalanlar bile oluyor…

Bu yeni günlük sayfasında zaman zaman yazılarımı ekleyeceğim. Doğrusu güzel de oluyor, bir şekilde birçok kişiyle yazılarımı paylaşabiliyorum. Dilerim okur ve eleştirilerimizi sunarız…

03 Mayıs 2007

5. Türkçe Olimpiyadı

Geçtiğimiz yıl haziran aylarında dördüncü türkçe yarışması düzenlendi. 84 ülkeden yüzlerce öğrenci geldi... Hepsi Türkçe konuşuyordu... Türkçe konuşuyor, Türkçe yazıyorlardı... Sadece Türkçe konuşmakla kalmıyor, Türkçe şiirlerini okuyorlardı... Şarkılarını da Türkçe olarak söylüyorlardı...

Belki kimileri bunda ne var ki diyebilir... Ama çok şey var, düşünsenize bu sene tam yüz ülkeden katılım olacak geçen sene üç yüz seksen beş civarında öğrenci katılırken eminim bu sene bunun iki katı katılım olacaktır. Ve gittikleri yerlerde başkalarıda Türkçe öğrenmek isteyecektir. Böylece bizim güzel Türkçemiz yaygınlaşacaktır. Gittiğiniz yabancı bir şehirde sizinle Türkçe konuşulması sanki sizin kendi ülkenizdeymiş gibi bir atmosfer oluşturacaktır. Ve iletişimin çok önemli olduğu günümüzde bu olağan üstü bir güzelliktir.

Kahraman ecdadımızın kanlarıyla kurtardığı ülkemizde konuştuğumuz, bağımsızlığımızın yegane simgesinden biri olan dilimizi yaşamak ve başka yerlerde yaşatmak muhteşem ve eğer biraz anlayabiliyorsanız bizi sevinç gözyaşlarına boğacak bir durumdur...

Türkçemize sahip çıkmalıyız! www.erolafsin.net adresindeki "Dilimize Sahip Çıkalım" başlıklı yazıyı okumanızı dilerim. Ayrıca Türkçe olimpiyatlarından hiç bilginiz yoksa www.turkceolimpiyatlari.org adresini gezerek daha geniş bilgi almanız mümkündür.

Herşey gönlünüzce olsun.

Bu yaz nasıl geçecek?

Bu yazın nasıl geçeceğini kara kara düşünmek istemiyorum. Çünkü sıcağı pek sevmem. Ve bunun yanında bu yaz gündem olarakda çok sıcak günler yaşayacağız. Ne diyeyim hayırlısı... Şu anda aslında ne yazacağımı pek bulamıyorum ama zamanla günlüklerimizi yazarız...